6 Kasım 2009 Cuma

İZNİNİZLE...

Bugün tarihi bir adım atılıyor BedaRdem tarafından... Nihayet senelik iznini kullanabilecek olan heyecanlı anne, oldukça telaşlı :) izin konusunda da oldukça kararsız tabii...

Aman Allahım nasıl bir süreçti o öyle haftalardır yoğunluktan bezdiren?

Derginin son sayısını da çıkarmadan izne ayrılmak olacak iş değildi elbette, kendi kendime başarıyla gerçekleştirdiğim gaza getirme operasyonları işe yaradı ve nihayet derginin son sayısını bitirme şerefine nail oldum.

BaLLımLa geçecek dolu dolu 15 günü şimdiden an an hayal edebiliyorum :)

Ne saadet! :)

Bloğu ve sizleri ihmal ettim ufaktan, kusurum affola..

Bilirim affedicisiniz, halden bilensiniz. Tam bloğa iki satır yazayım da gönüller şenlensin dedim, bugün de izin başlıyor. Elden geldiğince, fırsat buldukça yazacağım merak etmeyin. (merak etmeyin diyorum ama merak edilme duygusu da ayrı bir hoşuma gider doğrusu, saklamayayım :))

hepinizi kocaman kucaklıyorum....


NOT: Bu arada yaşanmış bir otobüs yolculuğunda, yazılmasa olmaz dedirten bir olayı paylaşmak istiyorum feci halde... Zira o günden beri o güzel çocuk içimin bir yerlerinde benimle birlikte gezmekte, büyümekte...


-------------------------(----------@


Soğuk bir İstanbul akşamüstüsünde, yağmur çisil çisil yağarken geciken otobüse içimden kızmak bile gelmiyordu. Harika bir kış kokusu hakimdi ortalığa ve ben tam bir "kışseven" olarak tadını çıkarıyordum yüzüme esen mis kokulu keskin rüzgarın...

Otobüs geldi,

fazla kalabalık değildi ama oturarak gidemeyeceğim de kesindi. Ortalarda ilerledim ve kendimi sokacak kadar bulduğum bir boşluğa sırtımı cama vererek iliştim. (hani bilirsiniz tam orta kapının yanında bir boşluk vardı, herkes oraya hücum eder ayakta kalacak olmasına rağmen, işte orada başladım yolculuğuma)

eve gideyim derken taaaa içime başlayacak yolculuğun o otobüste olacağı kimin aklına gelebilirdi ki? Cennet durağına geldik, bir anne ve bir çocuk bindi otobüse, binerken dikkatimi çekmemişlerdi. Bana doğru ilerlediklerinde kadının elindeki, ucu siyah lastikle bağlanmış bastonu gördüm.

Ufaklık 5-6 yaşlarında, bildiğimiz "çocuk" tatlılığında bana doğru ilerledi. Üzerinde yeşil parkası, kafasında da kapişonu annesinin yardımıyla ilerledi. Tam önümde oturan iki bayana seslendi anne:

- kucağınızda oturmasına müsaade eder misiniz?

oturan kadın:

- tabii.. (çocuğa uzanarak) gel güzelim...

anne:

- dünyayı görmese de cam kenarında oturmak ister.

kadın, ben ve diğerleri:

-......?!?)^+


çocuk kapişonunu indirmeden kadının kucağına oturdu ve oturur oturmaz şöyle dedi:

- SIKI TUT.... Başını kaldır, SIKI TUT!!!


Uzun zamandır yaşamadığım bir duygu çöreklendi içime, acı desem acı değil daha fazlası, şaşkınlık desem şok derecesinde, hüzün desem en incesinden.... Karmakarışık yani, anlatılmayan cinsinden...


Çocuk bir kez daha:

- SIKI TUT... deyince

annesi:

- Sizi tanımıyor, emin olamadı kendini güvende hissetmek istiyor. Dedi.

kadın:

_ merak etme, çok sıkı tutuyorum bırakmam seni diyerek çocuğa sarıldı.


Ne uzun zaman geçmiş bu kadar canım yanmayalı, bu kadar dış dünyanın farkına varmayalı. Elimdekilerin kıymetini bir kez daha farketmeyeli ne uzun zaman olmuş. Acıdım kendime ve diğer benim gibilere...

Oğlum düştü aklıma,

gözleri çakmak çakmak bakan,

en uzaktaki ayrıntıyı bile anında yakalayan,

gözbebekleriyle gülmeyi başaran oğlum...

O güzel çocuk yerinde olabilir, karanlıkta olmasına rağmen cam kenarını tercih edebilirdi belki!

Bana, babasına ve hatta dünyaya baktığında kocaman bir boşluk görebilir, bununla yaşamayı öğrenebilir miydi mecbur kalınca?

Ve bir anne nasıl dayanabilirdi bu kocaman karanlığa? Nasıl çare bulurdu bu duruma?

O kadar duygu üstüme üstüme gelip de nefesimi kesiverince, gözümde yaşlarla ilerledim otobüsün en arka köşesine. Bütün yolculuğum boyunca içimdeki sorularla savaşıp durdum, ağladım, şükrettim, dua ettim...

En çok o güzel çocuk için,

herşeye rağmen cam kenarında olmayı seçen o minik yavru için dua ettim...

İçime konuk ettim ufaklığı o günden sonra,

gece yatmadan önce ve her sabah uyandığımda,

içimden GÜNAYDIN dedim...

Günaydın çocuk...

İçimde sıkı sıkı tutuyorum seni,

seni ve bana hissettirdiklerini......


Sevgimle.....







10 yorum:

bozbek dedi ki...

Tokat yemiş gibi oldum bir anda :(

gereksiz adam dedi ki...

yıllık iznimden elde avuçta hiçbir şey kalmadığından, izin kullananları feci kıskanıyorum..

öykü dedi ki...

Doldu içim:((((

BeD@rdeM dedi ki...

Canım Bozbek; ben de tokatın en şiddetlisini yemiştim o gün :(

gereksiz adam, sizler tatildeyken birileri çalışıyordu, hatırlatırım :)

Öyküm, tahmin ediyorum ne kadar etkilendiğini :( üzgünüm...

MOMOL dedi ki...

canım tatilin tadını çıkar bol bolda fotograf çek bizde ortak olalım yaşanılanlara :)

BeD@rdeM dedi ki...

Umarım diyorum sadece MOMOLum :/

Başak BAŞOL dedi ki...

O çocuğu kucağıma alıp hiç bırakmamak istedim,sımsıkı olmak,kalan hayatında ona göz olmak.

Allah kullarına çekemeyeceği derdi vermezmiş Bedardemcim.Merak etme...

Ama beni daha bir yaraladı yazı.Cennet durağı;baba evimin ve tüm çocukluğumun geçtiği yer...Sen yazmışın ben yaşadım!


Sevgiyle Kal..

BeD@rdeM dedi ki...

Başakçım, o güzel yüreğinden geçenleri tahmin edebiliyorum az-cok! farkında olmadan neler yaşattım sana kimbilir? :( çok etkileyici bir hikaye ve bilmeseniz olmazdı, paylaşılmadan kalamazdı... sevgimle...

handan dedi ki...

slm burcu.yazını içim titreyerek okudum.bir an otobüsün penceresine dayadım gözlerimi.dışardan içeriye bakmak da hiç kolay olmuyordu.otobüsün içinde olmanın yakıcılığı gibi.dünyayı yüreğiyle gören çocuğu sevdim.onu gören seni sevdim.gözlerim gördüğü için şükrettim.çocuk için defalarca dua ettim.sevgiyle kal.eline yüreğine sağlık.

BeD@rdeM dedi ki...

Sen sağol sevgili Handan, hassasiyetine teşekkürler... Sevgimle...

Bu gadget'ta bir hata oluştu

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails