30 Aralık 2011 Cuma

GÜLÜMSE 2012'ye...


Bizim bu sene için bir sürü hayalimiz,
bir sürü umudumuz var...
Sevgi, sağlık, mutluluk, huzur, coşku, başarı, bereket.......
hepsinden birer kaşık dolduruyoruz 2012'ye

buyurmaz mıydınız? :)))
gülümseyin hadi



28 Aralık 2011 Çarşamba

Üzgün ANNE Notları



- canımın içi oğlum nasılsın bakalım?
- ananemle oynuyoruz.. sen sakın GELME bugün!
- anlamadım annecim... neden gelmeyeyim ki?
- çünkü ben ananemle çok güzel vakit geçiriyorum........!

diyen oğluma ben de diyorum ki;
"acıdı biraz ".....


26 Aralık 2011 Pazartesi

BaLLıma Öğütler (varan1)


"Zaman gelir, bunalırsın.. Herşey sürekli yolunda gitmek zorunda değil ya? Bu işin cilveleri var arkadaş. Azıcık bunaltacak, canını sıkacak, yeteeeeer diye bağırtacak, belki de hüngür hüngür ağlatacak...

İşim iyi olsun, kocam bana delirsin, oğlum hayal ettiğim gibi davransın, para bana aksın...
Yok daha neler!!!

Hayat ne zaman bu kadar cömert davrandı ki???"

dediğin anda ayvayı yemişsin....

bak sana öğreteyim yavrucuğum:

Kafanda hayatı olumlamadığın sürece, hayat senin hakkından gelecektir.
o sana yön vermeden kendine çeki düzen verip gülümseyerek hayallenmenin tam vaktidir.
Uygulaması çok kolay, tabi niyetin varsa!

Nasıl mı?

Sevgiyi kucaklıyorum. Ve şimdi iyileşiyorum.

Affetmek Her Zaman Ve Her Yerde Yanımda Taşıdığım İyileştirici Bir Araçtır

Affetmeye hazırım;

Eleştiri, korku, suçluluk, pişmanlık ve utanç duygusunu üzerimden attığım zaman

özgür olduğumu hissediyorum.

Bu sayede kendimi ve diğer insanları affedebilirim.

Bu hepimizi özgür kılacaktır.

Eski meseleleri kapatmaya hazırım.

Geçmişte yaşamayı reddediyorum artık.

Bu yükü uzun zamandır sırtımda taşıdığım için kendimi affediyorum

Kendimi ve başkalarını sevmeyi bilmediğim için kendimi affediyorum

Her insan kendi davranışlarından sorumludur ve hayatta ne ekerse onu onu biçerler

Bu nedenle kimseyi cezalandırmama gerek yok

Ben de dahil olmak üzere hepimiz kendi bilinçlerimizin yasaları altında yaşıyoruz

Kendi adıma kin tutan yönümü bir kenara bırakıyorum ve sevgiyi kucaklıyorum

Ve şimdi iyileşiyorum...


BUNLARI BİR KERE İÇİNDEN GEÇİR HİÇ OLMAZSA!

Ne demiş Nietzsche?

‎"Günde bir kez olsun gülmeli ve neşeli olmalıyız , sevinci öğrenebilirsek başkalarına acı vermeyi de unuturuz..."

NOT: neşeli olmaya çalışıyorum şurada, anlamıyor musun? :/




20 Aralık 2011 Salı

Sibel, Ben ve MİM....


Sibelim bana MİM göndermiş taaa ne zaman :/ cevaplamamak olur mu hiç… Zaten daha önce yanıtsız bıraktığım ama farkına bile varmadığım bir MİM ile alakalı dünya fırça yedim, yenisini istemem J

Hakkımda 7 gerçeği öğrenmek istemiş.. hmmmm

İnsan ne kadar fırsat buluyor ki kendine uzaktan bakmaya, kendini tanımaya…? Hem ne kadar tarafsız davranabilir ki yorumlarında?

Olsun… Sibelim istedi, konu kapandı….

Açıklıyorum:

1- 1- Çok kavgacıyımdır ben, beni tanıyan bilir. Ayıp ama gerçek bu…. Hemen atlarım, saldırırım haksızlık karşısında, hem öyle lafla falan bırakmam iş ileri giderse; kelebek gibi uçarım, arı gibi sokarım. Bu mu gerçek, pek değil :/ Şöyle söylemeliyim ki, anne oldum olalı hormonlarımdan şikayetçiyim. Kavga etmek için midemde kaynama olsa da önce bir durup düşünüyorum, karşımdakini galiba çocuğum yerine koyup, davranışımı tartıyorum. Ee, tabi sonrasında farkına vardığımda da ya kendimle gurur duyuyorum, ya da kaçırdığım fırsat için oturup ağlıyorum...

2- 2- Takıntılarım var… Yok, öyle bildiğin cinsten değil, say say bitmez. Beni tanıyanlar bilir, tanımayanlar çok feci öğrenir L Misal de vereyim hatta; yanımda kağıt katlanırsa yana devrilirim, sistemli seslere hiç dayanamam müdahale ederim (bozuk para şıkırtısı, tesbih çekilmesi, su damlaması, saat…) Allahtan beni sevenler bu konuda oldukça hassas davranıyor da, işim kolaylaşıyor. Davranmazlarsa bkz. Madde 1

3- 3- İçimdeki çocuk bana daima hükmeder; bastıramam, durduramam, susturamam. Nasıl isterse öyle şekillendirir beni. Ona göre giyinir, onun istediği oyunları oynar, onun sevdiği şarkıları söylerim. Bazıları buna delilik diyor, haklılar da. Çocukluk da deliliğin en güzel zamanı değil mi zaten; hesap soran yok, mana bulan yok… Ben böyle mutluyum :)

4- 4-Tek çocuk olduğum için herkes şımartılarak büyüdüğümü zanneder ama ben asıl gerçeği kimselere söylemem. Babamı henüz 6 aylıkken kaybettiğimi, annem ve teyzemle bir köyde mutlu ama kıt kanaat geçinmemizi, annemin beni bir bakışıyla nasıl titrettiğini.. Varsın onlar öyle bilsin, kime ne zarar? Gerçeği bilen biliyor nasıl olsa… ;)

5-55- Karanlıktan ve şimşekten çok korkarım. Ciddi nedenlerim var… Bu konuyu hemen es geçelim!

6- 6- Tam bir muhabbet kuşuyumdur... mekanda sevdiğim dostlarım, biraz alkol, hele bir de mum falan varsa beni tutamazsın arkadaş. Durmadan konuşur ve hatta şarkılar söyler mutluluğumla bayarım adamı. Susturabilene aşk olsun. Sorunuz Sibel :D

7- 7- Patavatsızlık derecesinde nobranım. Bazen durduramıyorum kendimi :/ halbuki kadın kısmısı şöyle biraz kibar ve asil davranır değil mi? Yok anam, dangadanak söylerim ne hissediyorsam, şaşar kalırsın. Kötü şaşırdıysan bir de bunun için paylarım :) İçim temizdir ya, paparayı yiyen arkadaş bununla pek ilgilenmez.

Velhasılı;

İyi bir insan olmak için çok çabaladım ben… Ne yaparsam yapayım, ne söylersem söyleyeyim içinde mutlaka sevgi bulursun. Kızsam da, söylensem de çabuk unuturum...

İyi biriyim özümde, hayırlısı olsun... :)





28 Kasım 2011 Pazartesi

IŞIKLI YILLARAAAAAA...


Uzun zamandır bu kadar çok eğlenmemiş, böyle tatlı vakit geçirmemiştim. Hafta sonu birbirinden çeşitli aktiviteyle coştum :)

Cumartesi günü ne zamandır birbirini göremeyen aile fertleri (hala, amca, halakızları, onların da kızları......vs) bir araya gelip çıldırdık doyasıya. Benim için Tekirdağ'danİstanbula gelen "babamın aynısı amcam" ve dünya tatlısı kızı Meltem, güzeller güzeli Göksu'mun güzel annesi Gökçe abla -ki kendisi Ankara'dan katıldı aramıza(hala kızı), balşeker Ayça abla (hala kızı
2), kocası Usama... Ve tabii ki BaLLı Badem ile Göksu :) harika bir kutlama hazırlamışlar benim için.. Ne desem boş! Bazı şeyleri kelimelendirmek kolay olmuyor işte...

--------------------------------------------------(------------------>@
Akşamında tam da içimden geçirdiğim şekilde ("baktığım her yerde sevdiklerim olsun"lu) organize edilmiş toplu doğum günü yemeği :))
Sevilmek ne güzel bişey yahu...


İnsanı özel hissettiren, iyileştiren, ışık veren bi büyüsü var...

ELİFimmmmmmm üşenmeyip mumları üflerken yanımda olmak için Eskişehir'den kalktın geldin. Cansın sen, can... Örnek oldun dağa taşa :)))


Sibelim ve Mustafa da hep yanıbaşımdaydı o gece, ne mutluluk!!!


Baba yarım, can dostum, biricik abim....

Muhteşem kuzenlerim.... Canlarım...

Kendimi bildim bileli dostum olan ve bu dostluğu çoktaaan kardeşliğe çeviren biriciği ESİNim...

Dünya tatlısı dostum, Salih'im...

BALYANAK arkadaşım, canım ciğerim, Gözde'm....


Çılgın görümcem ve eşleri :))


veeeeeeeeeeeeeeeeeee biricik Sevgilim....


Ne iyi ettiniz de sevdiniz beni...
İçim aydınlandı ışığınızla...

hiç bitmesin, hiç tükenmesin...
Birlikte nice ışıklı yıllara....



25 Kasım 2011 Cuma

Yaş Alıyorum, YaşLanmıyorum... Bu böyle biline!


Evet evet... Bir doğum günü daha geldi çattı...
Geçiştirilerek kutlanan doğum günlerinden olamıyor benimki çok şükür :)
neden mi? hemen açıklayayım:

Kimliğime göre doğum tarihim 24 Kasım (senesini yazmamı daha çok beklersin!) ama anneme göre 26 Kasım!? dolayısıyla ben kendimi bildim bileli 24'ünde başlayan ve 26'sına kadar kutlanan "Geleneksel Canıma Minnet Bed@rdem Kutlamaları" yapılır.
Bu sene de böyle oldu elbet...
24 Kasımda ofisteki arkadaşlarla ve ailemle, 25'inde bana süpriz yapan diğer sevenlerim ve sevdiklerimle, yarın da geri kalan canımıniçleriyle sürecek olan kutlamalara kendimi geçen haftadan hazırlanmış olmam gerçekten büyük şans :)))

Hayatında güzel insanları biriktirmek çok öenmli birşeymiş, biliyordum, emin oldum. Zaten doğum günleri de bunu görmenin en güzel yolu bana kalırsa.
Ben kutlamayı, aldığım yeni yaş değil, "amma da sevenim varmış" düşüncesi için yapıyorum. Çok iyi geliyor...
Hem herkesin yaşım konusunda çenesi kapanıyor, hem içten içe sevenlerin oluşturduğu bir coşku kabarıyor :))

Sevdiklerimle ve sevenlerimle olduğum için şükrediyorum. Herkese teşekkür ediyorum..
İyi ki doğmuşum da sizi tanımışım? (ee yuh bana) :))))

değil mi ama...?



17 Kasım 2011 Perşembe

AFFETME günüm


DÖKTÜĞÜM GÖZYAŞLARINI BAĞIŞLIYORUM

Acıları ve aldatmaları bağışlıyorum

İhanetleri ve yalanları bağışlıyorum

İftiraları ve ahlâksızları bağışlıyorum

NEFRETİ VE ZULMÜ BAĞIŞLIYORUM

Yüreğimi yakan darbeleri bağışlıyorum

Yıkılan hayalleri bağışlıyorum

Ölen umutları bağışlıyorum

Sevgisizliği ve kıskançlığı bağışlıyorum

Umursamazlığı,duyarsızlıgı ve kötü zihniyeti bağışlıyorum

HAKLILIK UĞRUNA, HAKSIZLIK EDENLERİ BAĞIŞLIYORUM

Öfkeyi ve şiddeti bağışlıyorum

İhmalkârlığı ve unutkanlığı bağışlıyorum

BÜTÜN KÖTÜLÜKLERİ İLE İNSANLARI BAĞIŞLIYORUM....

Paulo Coelho

15 Kasım 2011 Salı

Yeni günün Işığı...


Dünya kadar şey yaşadık/yaşıyoruz...
kuzularımıza ağlarken, çatır çatır sallanan Van'la kahrolduk...
Kışlıklarımızı ayırdık, bişeyler yollamaya, vicdanımızı rahatlatmaya, işe yaramaya çalıştık.
Bol bol dua ettik, güzel enerjiler yollamayı seçtik.
Yattık uyduk soğuk havalarda sıcacık yataklarımızda...
Uyandık, yine sızladı yüreğimiz.
Bu böyle devam etti işte...

HAYAT... ne garip bir komedyensin sen!?

Güldürürken düşündüreni gördüm ama kahkaha attırırken hıçkırıklara boğanını ilk kez görüyorum.

İçimi ışıkla doldurmayı seçiyorum ne zamandır.. İşe yaramıyor değil, herkese şiddetle tavsiye ediyorum. Hem üzerindeki negatif enerjiden kurtuluyorsun, hem de şu "geldi mi üst üste gelir" döngüsünden kurtarıyor insanı. Daha sağlıklı ve en önemlisi daha umutlu oluyorsun bir sonraki sabah için.
Denemesi bedava... Uygulaması da çok kolay...

Kapat gözlerini;
derin, çok derin bir nefes al (mümkünse sevdiğin bir müzik çalsın fonda)
şimdi aldığın nefesi verirken nefesinle birlikte bütün sıkıntılarından ve kuruntularından arındığını düşün, nefesinle birlikte onları da üfle çok uzaklara
seni en çok gülümseten ve iyi hissettiren anını düşün
kocaman gülümse
tüm vücudunun içine gökten simler döküldüğünü hayal et
ışıl ışılsın
kalbin sevgiyle dolu
saçma sapanlıkların hepsini affet, def et....

işteeee bu kadar...

bunu her sabah yapmalısın bence..
en kötü ne olabilir ki?

hadi dene...
ışığınla aydınlanır belki karanlıkta kalmış üzgün bir yürek...

Sevgimle




20 Ekim 2011 Perşembe

Erkek anaları...


"Ana" olmak kolay, yeter ki aklına koymaya gör!

analığa hazır mısın? donanımlı mısın? özgüvenin tam mı? düşünürsen yandın...

Çünkü bu soruların da, korkuların da sınırı yok. Çocuğunu (kız olsun, erkek olsun) kucağına alır almaz başlayan ve asla durdurulamayan iç titremesi...


neden ağlıyor? karnı mı acıktı? bir yeri mi ağrıyor? neden uyumuyor? ateşi mi var?....


her dakika soru işareti, her dakika tedirginlik.
Uyumadı, uyumazsın; ağladı, üzülürsün; hasta olur, nefesin kesilir; düşer, için sızlar. Plan program yapamazsın asla, bütün işin gücün annelik çünkü bundan böyle. Ha, bir de çalışıyorsan falan geçmiş olsun. Artık insanlıktan çıkarsın.

Bütün hayaller onun üzerine; kazanılan paralar, kenara atılan zulalar, herşeyin en iyisi, en yenisi... Benim olmadı, onun olsun telaşları.
Bütün bunlar bir gülücüğün peşinde koşan anaların/babaların yaşam felsefesi haline geliyor zamanla.

Senden olan bir canı, kendi canını da katarak yaşamak mücadelesi...


2 kere düşünmek, 2 kere üzülmek, 2 kere telaş, 100 kere sabır...

Daha sayamadığım dünya kadar cefa ile büyütülmüş çocuklarız her birimiz. Çocuklarımızı da öğrendiğimiz bu özveriyle büyütüyoruz, iyi (!) yetiştirmeye çabalıyoruz.

Günün birinde iyi bir öğrenci olsun, iyi bir evlat olsun, iyi bir sevgili, işinde iyi bir personel, iyi bir asker (!) olsun diye... Herşey "iyilik" üzerine...

Güya!!!!



Gün geliyor, çocuklar şiddet öğreniyor senden habersiz. Can yakmayı, üzmeyi, silah kullanmayı, can almayı öğreniyorlar. Halbu ki ne için uğraşmıştın onu büyütürken...

Gün geliyor, birbirini vuruyor evlatlar; kıyamadıkları anaları ağlatmayı öğreniyorlar bir yerlerden.
Çekinmeden, düşünmeden, üzülmeden kıyılan canlar...

Ağlayan analar/babalar, solan hayatlar...


Yaşanamadan bitiyor anaların yavrucukları için kurduğu hayaller...
Giden gidiyor, kalanlar zor nefes alıyor...

Yaşam utanmadan devam ediyor!


Erkek anaları bir başka yaşıyor hayatı bizim memlekette.
Yüreği tetikte, tedirgin, korkak, panikatak...
Susarak, ağlayarak, inanarak ama hep korkarak!


Şimdi bir erkek anası olarak, korkma desem, öpeyim de geçsin desem, sarılsam, ağlasam, sussam, geçer mi?

Geçmiyor değil mi?




18 Ekim 2011 Salı

Matah Gibi...


Önce metin yazarlığı, sonra editörlük, tonla yazı, redakteler... vs derken, neden yazamadığımı, kendime ait yazlılar yazarken neden bu kadar zorlandığımı yavaş yavaş anlamaya başladım. Ben alışmışım çünkü başkası adına cümleler kurmaya, başkasının cümlelerini şekillendirmeye, redakte etmeye; kendime ait cümle kurma özgürlüğüm olmayacak gibi hissediyormuşum meğer. Yani hissettiğimi yazarsam, Allah muhafaza kendimle ilgili bir laf edersem bu dünyanın en geri dönülmez yanlışı olacak sanıyormuşum da ondan!
Yahu, salsana kendini doyasıya...
burası senin mekanın,senin evin değil mi?
insan kendi evinde misafir gibi gezinir mi?
istersen düşük cümle kur, istersen imla yanlışı yap.. sadece sen sorumlusun...

istersen kız, bağır, çağır,
istersen şiir yaz... burası senin duygu balonun!
ne kastın kendini bu kadar?
matah gibi!!!

Şimdi,
bu kızgınlıkla (hem kendime, hem başkalarına) diyorum ki;
gölgelerin gücü adınaaaaa
GÜÇ bende artık!!!!!!





10 Ekim 2011 Pazartesi

OKul Paradoksu...








Sabah saat:07.30


Yer: Araba


Durum: asayiş berkemal okula/işe doğru yol alıyoruz...







- annecim, ben okula gitmek istemiyorum


- bu konuyu konuştuk tatlım; sen okula gitmelisin ben de işe gitmeliyim


- beni sevmiyo musun?


- tabii ki seviyorum, bununla ilgisi yok, okul bitince yeniden birlikte olacağız


- o zaman beni de işine götür ya da birlikte evde kalalım


- tatlım evde kimse yok, kendi başına kalamazsın ki; hem bak okul çok eğlenceli ve Yağmur öğretmenin seni bekliyor


- okulu sevmiyorum, arkadaşlarımı sevmiyorum, onları çöpe atalım


- ama orası çok eğlenceli ve bir sürü faaliyet yapacaksınız bugün, faaliyetlerini panoya asacağız birlikte, lütfen huysuzluk etme






...MOLA... YARIM KAHVALTI (5-6 çubuk kraker- meyve suyu)






Yer: okul bahçesi


Durum: içler acısı (ağlamak, tepinmek, böğürmek, annenin bacaklarına kapanmak, yalvarmak)


Annenin durumu: perperişan






- annneeeeeeeğğğğ, nolur evimize gidelim, noğğğğğlur annecim beni okula sokma


- hayatım bak etrafımızda hiç ağlayan bir çocuk var mı? sakin ol, konuşalım lütfen


- hağğğğyırrrrr, konuşamaaaaağm. gideliğğğğm


- annecim lütfen, bak çok üzülüyorum, ağlama konuşalım







Yer: sınıf


Durum: yerle yeksan (böğürmeye devam)


Annenin Durumu: ağlamaklı, sinirli, üzgün, tedirgin (işe çok geç kaldı)




- sakın gitmeğğğğ annecim, seni çok seviyorum, sakın beni bırakmaaaaağğğğ


- ama hayatım burada kalamam, diğer arkadaşların ve öğretmenin çok rahatsız oluyor, sakinleşir misin artık lütfen, bak çok üzülüyorum...!


- o zaman beni sustur annecim, evimize götür beni ve sustur !!!




dakikalar, saatler sonra....




Yer: sınıf


Durum: Ballının fendi, herkesi yendi...


Annenin durumu: şişmiş gözler, ısırılmış dudaklar, üzüntü, tedirginlik




SONUÇ: okul serüveni canımızı çok sıkacak....




NOT: anneye şans ve sabır dileyin, pozi,tif enerjinizi Ballıya gönderin....






Sevgiyle...

7 Ekim 2011 Cuma

Musmutlu bir gün....

Ey güzel gün...!
ne zamandır yoruyorsun beni,
ne zamandır havandan geçilmiyor ve laf ettirmiyorsun kendine!
ve farkında mısın bilmem, ne zamandır yazamama bile fısat vermedin...
Şükür kavuşturana..
İsteyince oluyor demek ki, çok da zor değilmiş mutlu etmek! (Maşallah sana)

kolay şikayet ediyoruz da her birimiz, kolay takdir edemiyoruz maalesef.
Ben şimdi bana yaşattıkların için teşekkür etmek istedim sadece güzel gün :)

hep böyle geçsen, hep böyle mutluluk versen, ne kaybedersin?

Oğlum okullu, ben mutlu, sevgilim iyi, ailem sağlam, evim temiz, işlerim yolunda....!
hep kara kara yazılar yazılmayacak ya koskoca bloğa :)))

al sana musmutlu bir bed@rdem...
ben mutlu,
sen mutlu,
herkes mutlu,
yaşam umut dolu geçsin...

güzel haftasonları

23 Eylül 2011 Cuma

Geçmiş Olmadı Yüreğime....


Ömrüm; Sen orada öylece kızarmış gözlerin ve düşmüş kirpiklerinle bana bakarken düştüğüm çaresizlik, unutulur değildi yavrucuğum. Çok sık hasta olmazdın sen, hatta doğduğun günden bu yana 2 kere titrettin yüreğimin direğini ateşinle. Alıştırdın beni coşkuna, heyecanına, enerjine... Sararmış rengine, baygın bakışlarına, ağlayarak medet uman çaresizliğine alışık olmadığımdan mıdır bilinmez dizlerimin ipleri gevşeyiverdi aniden. Kucağımdan inmek istememen, sıkı sıkı sarılmaların sayesinde güç bulan yüreğimi zor bela dizginledim. Nur yüzünü izlerken yüreğimden geçenler acıttı önce içimi, sonra evladı için neler yapabileceğini bildiğim tüm anneleri içimden geçirerek okudum tüm dualarımı...
Dünya güzeli yavruların hiç hastalanmaması, her daim yüzünün gülmesi temennisiyle yalvardım Allah'ıma...

Neler neler düşünüyoruz yaşam telaşında, neleri aklımıza takıyor, neleri tükenmez acı zannediyoruz bilmeden. İnsan yaşamadan bilmez derler ya, o cinsten işte! Hepimiz yaşamadıkça unutuyoruz kıymetlerimizi, en değerlilerimizi annecim. Derinden acıyan bağrıma basıyorum dün geceden beri beni yaşatan güzel varlığının minnetini. Şükürler olsun varlığına, canıma can katan suratına, güzel badem gözlerine, gülümseten sözlerine binlerce şükür...

En çok da ne kahretti biliyor musun kalbimi dün gece? sabahına hiçbirşey olmamış gibi işe gelip, hiçbirşey olmamış gibi işlere boğulacaktım. Sen anneannende yatacaktın bile bile, ben para kazanma telaşıyla seni evde bırakıp yine yaşam telaşına düşecektim. Ve sen bunu o küçücük yüreğinle anlamamak için diretecektin. Ne kadar da haklıydın...!

Ben şimdi işyerinde, iş yetiştirmeye çalışıyorum birilerine....
sen anneannende...

"düzen" bu...
birileri sürekli çalışmak zorunda...
yaşamadan,
üzülmeden,
sevmeden,
başka birşey düşünmeden,
ağlamadan, kahrolmadan,
şikayet etmeden,
hiçbir yere gitmeden
sadece çalışmak zorunda birileri....

anlamak ne zor değil mi annecim?
anlamaya çalışıp beni daha çok üzme...
sen iyi ol, ben çalışayım...

dedim ya; "düzen" bu...
işler beni bekler sen bir yerlerde kendi kendine büyürken....

Affet annem...






19 Eylül 2011 Pazartesi

Bugün OKULLU Olduk...!!!



Ne zaman geçti şu günler?



ne zaman bu kadar güçlendi saatler?



ne zaman okulluk çağa geldi ki bu BaLçocuk?






herşey o kadar hızlı gelip geçiyorken nelerle uğraştığımızı durup bir saniye düşününce acıdım kendime. O kalabalık çocuk gürültüsünün aklımı ne kadar serinlettiğini anlatmama gerek var mı?



Şüphesiz, hesapsız, hasetsiz, kinsiz, sadece çocuk gülümsemesiyle dolu zamanlar hayal ettim. Ne iyi geldi...






Uykusuz ve tedirgindim; şimdi hayli yorgun ama bir o kadar mutluyum.



ANAOKULU annesi oldum ötesi var mı?



gerisi çorap söküğü, gerisi hayat...






İLK GÜN SABAHI DİYALOGLARI:



- anne neden koşuyosun?



- heyecanlıyım oğlum

(iç ses: hayata yetişmeye çalışıyorum annecim)...!!!!






Sevgiyle

9 Eylül 2011 Cuma

Artık bana hergün Bayram!

Bir an için gerçekten tatilimin ne kadar güzel ve ne kadar kazasız belasız geçtiğini yazamayacağımı düşünmeye başlamıştım.




İşler adeta benden intikamını alırcasına üzerime yığıldı ama yıkılmadım. Yıkılmayacağım...



Ah biz nerelere gittik, nerelere...



Bütün bayram tatili boyunca (ve tabi öncesinde) kaza bela olmasın diye o kadar dua ettim ki, şükürler olsun melekler hep yanıbaşımdaydı.



Önce o eski bayram sabahlarına uyanmak ve BaLLımında ağzında eski bir tat bırakmak için ananeme gittik birkaç gün öncesinden.



Allahım o nasıl bir oksijen, o nasıl bir çiçek kokusu...



Arkada, bir zamanlar benim evcilik oynadığım bahçede arabalarıyla oynayan oğlumun gülücükleri, annanemin tazecik mis kokulu çörekleri, derede yüzen ördekler,komşu annemin suladığı domatesler, sivri biberler.... Hepsi de nasıl canlandırdı içimizi, nasıl umut verdi yüreğimize yeni günlere dair.


Bayram sabahında erkenden gelen küçük-büyük misafirler, jelatinli şekerler ve kolonya kokusu :) kocaman bir aile olmanın ve aynı güne birlikte uyanmanın sevinci...



Bayramın ikinci günü planladığımız gibi İstanbula döndük.... Yıldönümümüz :) için yer ayırttığım o muhteşem günlerin geçeceği yere doğru yola çıktık...



Ne yer bulmuşum arkadaş!!!!



Muhteşemdi,


rüya gibiydi,


ayaklarımız yerden kesildi :)





neresi mi? dur söyleyeyim hemen:








iki aile gittiğimiz kafa tatilinin bu kadar iyi geleceğini bilseydim kaçırdığım tatil fırsatlarına asla bu kadar üzülmezdim....




Hem bu kadar yakın (İstanbula sadece 1.5 saat mesafede), hem bu kadar özel bir yerin etrafta olabileceği kimsenin aklına gelmiyor....



Yola çıkarken neyle karşılaşacağımızı bilmiyorduk ama gittiğimizde gördüğümüz manzara bizi büyüledi desem abartmış olmam. Ortasından dere geçen, etrafında tahta masaların ve ağaç evlerin olduğu bu muhteşem yerin sahibi Sedat Karaaslan ve çalışan ekibi bizimle ailden biriymişiz gibi ilgilendi. Bize ayrılan 2 odalı büyük ahşap eve yerleşmemiz çok zaman aldı haliyle :)


BaLLım bile:

- "annecim ben bu ormanı çok sevdim, burada çok mutluyum" dedi. Keyiften sarhoş olduk...




Ha, mekandan bu kadar bahsedip Hüsayin Baykoç'tan ve yemeklerden bahsetmeden geçemeyeceğim. Hüseyin neredeyse sadece bizimle ilgilenmeyi kendine görev eden çalışanlar arasında 1 numaraydı. Orada kaldığımız sürece her ihtiyacımızla ilgilendi. Dünya güzeli bu adamla veda ederken gözlerimiz doldu inanır mısın?



Yemeklere gelelim....



Orada yediğimiz yemekleri, bize sunulanları anlatırsam ortalık karışır, o kadar söylüyorum. Sadece bir öğünüyle Türkiye'nin 4/1 i doyardı :)))) kaplumbağa gibi sırt üstü devrildiğimiz gerçeğini saklayamam.




nihayetinde şunun söylemeye çalışıyorum:



Ey arkadaş; İstanbulda kapana kısıldım, çok bunaldım, nefes alamıyorum....vs konuşmalarından vazgeç ve hemen yola koyul.





bu da sana arkadaş kıyağım olsun ;)



sevgimle

23 Ağustos 2011 Salı

İndirim mi istiyosun, Buyur gel..!



Bu aralar deliler gibi indirim yapan, zıvanadan çıkmış bi dolu fırsat siteleri oradan buradan pörtleyip duruyor. Malumunuz insanoğlu bu; alacağı yoksa alıyor, gideceği bile yoksa tatile gidiyor, 1000 çeşit de olsa ayakkabının, giysinin dibine vuruyor bir zaman sonra. Zira, indirimler öyle böyle değil. Gerçek tatil 1000 TL mi tutuyor, hadi gel bakalım bize 250 TL...!



Haydaaaa!



- E kardeşim, tam da kendimi çalışmaya odaklamıştım.



Yok..! illa seni bu hafta Bodruma bekliyoruz.



- iyi madem, ben uçak biletlerini alayım... lı cümlelerle karşılaşıyorum, ordan biliyorum.






Şimdi lafı nereye getiriyorum, dikkat et!



ben de böyle bir siteden bahsedeceğim, zemin hazırlıyorum :)






Kısaca indirimlr.com diyorum....






Grup satın alma sitelerinin ve özel alışveriş klüplerinin günlük kampanyalarını tek bir noktada toplamışlar... Yararlanabileceğin en kötü indirim %50, gerisini sen hesap et!



Bütün indirimleri, bütün fırsatları tek tek dolaşmak yerine bir TIK yetiyor.



ha, sen -benim zamanım çok fazla arkadaş, hepsini tek tek gezerim kime ne? dersen, keyfin bilir. Ben sadece dost kıyağı yapıyorum...



Şimdi karar senin güzel kardeşim...



ya buraya hemen TIK larsın, ya da uzaktan bakarsın :)



hadi bana eyvallah....







22 Ağustos 2011 Pazartesi

İyi ki be Anacığım....


Karnında gezdirenim, nefes verenim, dişiyle tırnağıyla büyütenim iyi ki doğmuşsun!

en çok seninle tartışmayı severim ben bu hayatta biliyor musun? beş dakika sonra alt dudağını titrete titrete gelir sarılırsın çünkü...
en çok senin üzerinde severim kırmızıyı, pembeyi ve yeşili; hayatın boyunca karalar giydin çünkü...
seninle severim gezmeyi, eğlenmeyi; liseli kızlar gibi cıvıldaşmana bayılıyorum çünkü...
sırf sen şarkı söyleyesin diye uyumazdım çocukken; senin sesinden ninni dinlemeden büyüyemezdim çünkü...
seni hala hep yanımda isterim; ben hiç büyümedim çünkü....!

canımsın, ciğerimin içisin,
iyikimsin benim...

Bebekler doğmadan önce annelerini seçerler diye okumuştum bir kitapta, hemen inandım. Benim seni seçmak için yüzlerce nedenim var,
sen benim diğer yarımsın çünkü....

Nice yıllara güzel sultanım... Annem, annanelerin en güzeli...
İyi ki doğdun!
İyi ki be anacığım.....





18 Ağustos 2011 Perşembe

"Kreş annesi" Olmak


Dün ilk vesikalığımızı çektirdik. Ne için?
-Kreşe başlıyoruz da ondan :)
Hep birlikte mi?
- Eveeeeet :)
Çünkü bir çocuk eğitim hayatına asla yalnız başlayamaz da onunu için...

Çok istediğim bir kreşe, çok sevdiğim insanların yanına verebilmek için çok bekledim, emek verdim, sabrettim. Şükürler olsun hafif aksaklıklarla halledebildik. (Bir arıza çıkmazsa keyif alamam çünkü ben artık.)
Evraklar, dosyalar, toplantılar, alınacaklar, yapılacaklar, vesikalıklar derken bir de baktım benim Ballım büyümüş de koşturması başlamış. Aman da aman...
Dün bu koşturmacanın ve heyecanın içinde gözlerim dolu dolu bakınırken, annemin sayemde ne kadar çok koşturduğunu ve o zamanlar neler hissettiğini düşünüp durdum. O zamanlar sadece onu yanımda istiyordum, bunca büyük fikirler aklımın ucundan geçmezdi. Şimdi iş başa düştü ve annemin ayak izlerini takip ederek hallettim işlerimi :)
Güzel telaşlar bunlar, şahane bir heyecan...
en güzeli de ne biliyor musun?
artık uyuyup uyansam da baLLımın odası hep ışık saçacak,
sadece haftasonları bolca vakit geçirdiğim güzel gözlüm hep yanıcığımda olacak,
birlikte uyandığımız sabahı, gece birlikte uğurlayacağız.
aaaah hayat sen nelere kadirsin?

2011'e attığım fırça işe yaramış olacak, kara bulutların arkasında nanik yapan güneşi gördüm çok şükür. Gerisi gelir artık bundan sonra.

İşte böyle :)
yine duygulu, bolca umutlu, yeni güne gülümseyerek selamlıyorum madem öyle...

sevgiyle





12 Ağustos 2011 Cuma

Güzel Evlat; sana sesleniyorum.





Konuşmuyorum evet, söndürdüm içimdeki ejderhanın yalaza ateşini, öylece konuşmadan bekliyorum. Şaşırıyorum kendime, ağlıyorum insan gibi... Ama konuşmuyorum.
Kadınlar sustuklarında, çok derin düşünmek lazım biricik oğlum.
Ya sevgisiz almışlardır, ya anlaşılmayı bekliyorlardır, ya fırtınadan önceki çabalarıdır, yada hepsidir ki zaten Allah sana böylesini yaşatmasın yavrucuğum.

Ben de susuyorumiçimin öteki tarafını günlerdir, haftalardır, aylardır... Dayanabilir miyim, ne kadar sürer? bilmiyorum. Çabam var, direniyorum. Zaten sürekli başka şeyler konuştuğumdan mıdır bilmem, sustuğumda pek de fazla farkedilmiyor içimin kendi kendine ağlayan tarafı.

Kadınlar böyledir işte!
hem çaktırmadan susarlar, hem de sustuklarını anlayan insanlar olsun diye çırpınırlar. Halbuki adam gibi anlatsana derdini.. Yok, illa zora koşarlar.
Sen kadınını hiç susturma olur mu annecim?
bırak konuşsun, anlatsın içinde dağlanan acıları,
içine içine konuşup, kendini de seni de hasta edeceği yere döksün bütün mikroplarını yerlere.
Biraz tartışırsınız belki, belki de büyük bir kavga çıkar aranızda. Olsun!
Kavga bile bir iletişim yoludur, unutma!
O konuşurken sakın, konuşma..
kınama, yargılama, kıyaslama...
anla! anlamasan da dinle!
gözlerinin içine bak mutlaka, söyleyemediklerini de oradana anlarsın çünkü mutlaka!
çekip gitme,
çekip gitmesine asla izin verme.
Çabala, ağla, anlat, ikna et ama asla pes etme.
çekinmeden göster aşkını.... o kadar güzel göster ki, bi daha susamasın...

AŞK dediğin şey zaten bitmek üzere yavrucuğum, dostluk desen biz bikaçına rast gelebildik çok şükür! Senin zamanında durum nice olur bilinmez ama sen kazandıklarının gitmesine sakın izin verme!!! SAKIN.... kimseyi susacak kadar üzme annecim...

ben susuyorum, artık büyüdüğünde neden sustuğumu anlayacağını biliyorum.
içim rahat...

seni herşeyden çok seviyorum






Bu gadget'ta bir hata oluştu

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails