9 Eylül 2011 Cuma

Artık bana hergün Bayram!

Bir an için gerçekten tatilimin ne kadar güzel ve ne kadar kazasız belasız geçtiğini yazamayacağımı düşünmeye başlamıştım.




İşler adeta benden intikamını alırcasına üzerime yığıldı ama yıkılmadım. Yıkılmayacağım...



Ah biz nerelere gittik, nerelere...



Bütün bayram tatili boyunca (ve tabi öncesinde) kaza bela olmasın diye o kadar dua ettim ki, şükürler olsun melekler hep yanıbaşımdaydı.



Önce o eski bayram sabahlarına uyanmak ve BaLLımında ağzında eski bir tat bırakmak için ananeme gittik birkaç gün öncesinden.



Allahım o nasıl bir oksijen, o nasıl bir çiçek kokusu...



Arkada, bir zamanlar benim evcilik oynadığım bahçede arabalarıyla oynayan oğlumun gülücükleri, annanemin tazecik mis kokulu çörekleri, derede yüzen ördekler,komşu annemin suladığı domatesler, sivri biberler.... Hepsi de nasıl canlandırdı içimizi, nasıl umut verdi yüreğimize yeni günlere dair.


Bayram sabahında erkenden gelen küçük-büyük misafirler, jelatinli şekerler ve kolonya kokusu :) kocaman bir aile olmanın ve aynı güne birlikte uyanmanın sevinci...



Bayramın ikinci günü planladığımız gibi İstanbula döndük.... Yıldönümümüz :) için yer ayırttığım o muhteşem günlerin geçeceği yere doğru yola çıktık...



Ne yer bulmuşum arkadaş!!!!



Muhteşemdi,


rüya gibiydi,


ayaklarımız yerden kesildi :)





neresi mi? dur söyleyeyim hemen:








iki aile gittiğimiz kafa tatilinin bu kadar iyi geleceğini bilseydim kaçırdığım tatil fırsatlarına asla bu kadar üzülmezdim....




Hem bu kadar yakın (İstanbula sadece 1.5 saat mesafede), hem bu kadar özel bir yerin etrafta olabileceği kimsenin aklına gelmiyor....



Yola çıkarken neyle karşılaşacağımızı bilmiyorduk ama gittiğimizde gördüğümüz manzara bizi büyüledi desem abartmış olmam. Ortasından dere geçen, etrafında tahta masaların ve ağaç evlerin olduğu bu muhteşem yerin sahibi Sedat Karaaslan ve çalışan ekibi bizimle ailden biriymişiz gibi ilgilendi. Bize ayrılan 2 odalı büyük ahşap eve yerleşmemiz çok zaman aldı haliyle :)


BaLLım bile:

- "annecim ben bu ormanı çok sevdim, burada çok mutluyum" dedi. Keyiften sarhoş olduk...




Ha, mekandan bu kadar bahsedip Hüsayin Baykoç'tan ve yemeklerden bahsetmeden geçemeyeceğim. Hüseyin neredeyse sadece bizimle ilgilenmeyi kendine görev eden çalışanlar arasında 1 numaraydı. Orada kaldığımız sürece her ihtiyacımızla ilgilendi. Dünya güzeli bu adamla veda ederken gözlerimiz doldu inanır mısın?



Yemeklere gelelim....



Orada yediğimiz yemekleri, bize sunulanları anlatırsam ortalık karışır, o kadar söylüyorum. Sadece bir öğünüyle Türkiye'nin 4/1 i doyardı :)))) kaplumbağa gibi sırt üstü devrildiğimiz gerçeğini saklayamam.




nihayetinde şunun söylemeye çalışıyorum:



Ey arkadaş; İstanbulda kapana kısıldım, çok bunaldım, nefes alamıyorum....vs konuşmalarından vazgeç ve hemen yola koyul.





bu da sana arkadaş kıyağım olsun ;)



sevgimle

9 yorum:

Tibetin annesi dedi ki...

:((( bak üzüldüm şimdi gelemedik diye... inşallah bir dahakine...

βЄƉΔЯƉЄм dedi ki...

Canım benim, sizinle tekrar gideriz sakın üzülme ;)

ELİF dedi ki...

3 kişi burda buluşsak mı? bir güncük:))

ELİF dedi ki...

Ya da 6 kişi???:)))

βЄƉΔЯƉЄм dedi ki...

Elifim; sen yeter ki iste :))))

beenmaya dedi ki...

sözümüzü unutmayalım lütfen :))

Tibetin annesi dedi ki...

önce 3 kişi mi olsa :P

Nilhan - Küçük Mucizem dedi ki...

ben niye bu kadar uzağım buralara yaaa :(

novella / विश्व dedi ki...

ne güzel bir yermiş... gerekli yerlere iletildi, plana bağlı kalınarak mutlaka gidilecek :)
ve siz gene ne güzelsiniz. öperim çok.

Bu gadget'ta bir hata oluştu

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails