
30 Mart 2010 Salı
DuyMadıK DeMe!!!

26 Mart 2010 Cuma
"UMUT" yeşersin için....

Yeniden umut etmek için...
19 Mart 2010 Cuma
GELENEKSEL RÜZGAR ŞENLİKLERİ II. (fotolar)
18 Mart 2010 Perşembe
O GÜN..... ve SEN...
hayatımın en boşluk yerinde, daha ismini bile koymaya bile zorlandığım iç yalnızlığıma tutunup da, leyleklerin ağzından kucağıma düşmüştün...
Hava yağmurluydu ve hiç beklenmedik bir zamandı, hatırlıyorum. Seni getirecek leyleklerin ziyaretine neredeyse bir ay vardı ve sen şuanda da barındırdığın sezgilerinle erken (!) olmasına rağmen ihtiyaç duyduğum en doğru zamanda çıkagelmiştin.
Sen geldiğinde yağmur coşmuştu... Yağmuru seven yüreğime bir de güzelliğin eklenmişti bütün heybetiyle...
Bir daha uyanmamak pahasına bile olsa sana uyanmaya kapattığım gözlerimi açarken ismini sayıklamıştım. Etrafımdakilerin seni ne kadar beklediği, ne kadar merak ettiği ve hatta deli pervane koştuğu umurumda bile olmadan haykırıyordum ismini. Çünkü en çok bendim seni bekleyen, en çok bendim seni merak eden ve en çok....... EN ÇOK ben senin uğruna deli pervane...
Kucağıma aldığımda nefesimi tuttuğum, dünyanın en anlaşılmaz mucizesinin elinden tuttum sıkıca. Hiç acımıyordu canım, oysa kesilip biçilmiş bir insana itibar ediyorlardı çevremdekiler. Hala acımıyor canım... Hiç acımadı ki...
Sen beni hiç acıtmadın ki...
Acıyan yanlarıma merhem sürmek için kullandın o küçücük, birsüre çubuktan olduğunu düşündüğüm parmaklarını. Ağlayan yerlerimi dindirmek için açtın o ilk andan itibaren anlamlı bakan, kocaman en kahverengilerini.
O kadar benim olmayacak kadar güzeldin ki ve hayat o kadar sen gibi harikasını vermemişti ki, doktora "giderken benimle eve gelecek değil mi?" diye sormak zorunda hissetmiştim kendimi.
Çok gülmüştü insanlar...
Bilememişlerdi tedirginliğimi... artık sensiz olamayacak yüreğimi...
Ben o gün bugündür hala kendi kendime sessizce soruyorum oğlum,
"hep benimle kalacak değil mi? hiç ayrılmayız değil mi?"
O kadar çok seviyorum ki seni... bunu anlaman için ne kadar zaman geçmeli ve sana nasıl söylemeli?
İyi ki geldin....
2008'in 18 Mart sabahı, saat 09.05'i gösterirken durmuştu zaman... Saatler kendini sana teslim edeli bir hayli zaman oldu içimde.
Artık dün sen, bugün sen, yarın sen...
İlle de sen yavrum, İLLE de sen...
Mutluluk hep seninle olsun, doğum günün kutlu olsun...
Varlığın için Teşekkür ederim....
17 Mart 2010 Çarşamba
1 Gün KALA...

Geçen her saniyeyle, hayata geliş nedenimi sorgulatan bu müthiş gücü daha da çok hissediyorum damarlarımda...
Daha önce de söylemiştim; hatırla...
Bazı şeyleri çok fazla beceremeyen insanlardanım ben, ama çok fazla dillendiremeyen insanlardan. Çocukluğumdan beri çok iyi bir dost olma/bulma peşindeyim desem yalan söylememiş olurum sana. Aramaktan mıdır, yoksa kaybetmemek için çok fazla hata yapmaktan mıdır bilinmez, mütemadiyen bir sessizlik içinde buldum kendimi. Tam bir yalnızlık olmasa bile adı yalnızlık işte bu meretin!!! Hani şu her aradığında yanında olan/olduran, merak ettiğin ya da seni merak eden, küçük sürprizler yapan/ yaptıran, seninle ağlayan, hiç konuşmadan dinleyen/ dinleten cinsten hayallerin peşinde koşturup durdum büyüdükçe...
Olmadı... Olamadı neden bilmem... Çok sevdim dostlarımı, onlar da beni (!) ama olmadı işte...
Seninle oldu, güzel oğlum..
Doydum bütün duygulara sayende... Tıka basa doldurdun içimi, yüreğimi...
Kardeş oldun, evlat oldun, arkadaş oldun DOST oldun özlediğim....
Şimdi sana kurdum bütün alarmları...
Yarın sabah 09.05' te kapatacağım gözlerimi, yine sana uyanmak için... Ne güzel bir saatte doğmuştun, ah... Ne güzel doğmuştun...
İyi ki doğmuştun...
İyi ki DOSTUM olmuştun...
Sağolasın yavrum...

16 Mart 2010 Salı
ARA BİTTİ....

Ne kadar da uzun zaman olmuş içimi erteleyeli, bişeyler yazmak için çaba sarf etmeyeli...!
Bakıyorum da en son hadi silkelenin demişim ama ben de havalar hala parçalı bulutlu (neden diye sorma!)
Haftasonu hiçbirşey yemeyen ve bütün bir haftasonu ciğerimi pişiren BaLLIM'ı mı anlatayım ilk önce? haftanın ilk günü nezleden kafamı kaldıramayışımı mı?
farkındaysan diğerlerinden bahsetmiyorum bile...
Bir çorap söküğüdür gidiyor...
Mutluluk mutluluğu, mutsuzluğu getirir derler.. Doğru mu?
O zaman Mutluluk için tam gaz....
-----(---->@
18 Mart geliyor...
Yavrum, BaLLım, biricik meleğim... 2 Yaşına giriyor...
İnanamıyorum bir türlü... Daha dün doğurmadım mı ben onu? daha dün emzirmedim mi yara olmuş memelerimle...
Ne zaman geçti yaralarım?
Ne zaman büyüdü bu çocuk?
Ne zaman dillendi bu kadar?
ve zaman neden hiç mola vermeden, geçip gidiyor?
anlatacak çok şeyim var? soracak çok fazla sorum....!
sesimi duyan var mı.............?

4 Mart 2010 Perşembe
Tam Zamanı.....

Yemek de boş içmek de,
Hatta yeri gelmeden sevişmek de.
Tam zamanında öpmelisin mesela güzel gözlünü,
Tam zamanında söylemelisin sevdiğini
Gözlerinin içine baka baka.
Bisikletinin gidonunu
Tam zamanında çevirmelisin
Düşmemek için.
Tam zamanında frene basmalı,
Tam zamanında yola koyulmalısın.
Tam zamanında okşamalısın başını
O üzüm gözlü çocuğun
Hıçkırıklar tam dizilmişken boğazına,
Tam ağlamak üzereyken.
Tam zamanında koymalısın elini omzuna
En sevdiğin dostunun babası öldüğünde.
Tam zamanında tutmalısın düşerken
Üç yaşındaki sehpaya tutunan çocuk.
Tam zamanında acımalı yüreğin
Afyon'da Hasan Ağabey' in evi yıkılınca başına
Evsiz kalınca çoluk çocuk
Ki uzatasın elini bir parça.
Tam zamanında açmalısın kapını
Hayatına girmek isteyenlere.
Tam zamanında çıkarmalısın
Sevginden şımarmaya başlayanları.
Tam zamanında affetmelisin kardeşini
Biliyorsan yüreğinde kötülük olmadığını
Seni gecenin üçünde arayıp da
Kafasının iyi olduğunu söylediğinde.
Tam zamanında öğretmelisin oğluna
Gerekiyorsa yumruk atmayı
Tam burnunun üstüne
Tiksinmeden pisliğinden,
Yukarı mahallenin sümüklü bebesi
Misketlerini zorla almaya çalışırsa.
Tam zamanında bağırmalısın
Acıyınca bir yerin.
Tam zamanında gülmelisin
Kemal Sunal küfür edince filmin bir yerinde.
Tam zamanında yatmalısın
Yola çıkacaksan ertesi gün
Ve arabayı kullanan sensen
Sana emanetse çoluk çocuk
Ve kendin.
Tam zamanında bırakmalısın içmeyi
Son kadeh bozacaksa seni
Ve üzeceksen birilerini
Ertesi gün hatırlamayacaksan.
Tam zamanında ayrılmalısın misafirliklerden.
Tam zamanında konuşmalı
Tam zamanında şarkı söylemeli
Tam zamanında susmalısın.
Tam zamanında terk etmelisin gerekiyorsa
Annenin babanın evini,
Tam zamanında başka bir şehre gidip
Ayaklarının üzerinde durmaya çalışmalısın.
Tam zamanında dönmelisin memleketine.
Tam zamanında için titremeli,
Tam zamanında aşık olmalı
Deli gibi sevmelisin güzel gözlünü.
Tam zamanında toplamalısın oltanı
Belki de seni şampiyon yapacak
En büyük balığı kaçırmadan.
Tam zamanında yaşlandığını hissetmeli
Tam zamanında ölmelisin
Iskalamak istemiyorsan hayatı.
Haydi şimdi kalk bakalım
Silkin şöyle bir
At üzerinden hayatın yorgunluğunu,
Vakit zannettiğinden daha az
Haydi kalk bakalım,
Şimdi YAŞAMAK ZAMANI.....
Can YÜCEL

2 Mart 2010 Salı
Her YaĞmur Damlasında......

Yine yağmur yağıyor...
Nasıl da severim halbuki, ıslak çimen kokusu sohbetlerini. Nasıl severim öyle zamanlarda kendimden geçmelerimi, geçmiş hayallenmelerimi. Mutlaka cama yaslanıp şarkı söylemelerimi...
Ne zaman oldu bütün bunlar? ne zaman ürküttü beni bu yağmurun sesi aslında biliyorum ben...
Hem yağmuru sevmek, hem de ölesiye ürkmek arsında sallanan bir saat sarkacı gibi gidip geliyorum şu anda.
Gökyüzünde bir yerlerde olduğunu umut ettiğim, en sevdiğim...
sinirlendin mi yoksa birşeylere?
Neden bağrıyor bu kara bulutlar üstüme üstüme?
ne zaman bitecek bu şimşeklerin acı çığlığı? dehşet yangınları...
biliyorum...
Aldıkları gibi geri verdiklerinde birgün...!
O aynı ağacın altında...
Hala umutla beklediğim, en sevdiğim adam....
bulutlar, yağmur ve ben....
en sevdiğim o evcilik oyununu oynarken bir gün, yağmur kokulu sohbetlere konu olacak günler hayalindeyken...
o ağlayan yüzünü güldürecek küçük kızının... Biliyorum ben...!
