
"Ana" olmak kolay, yeter ki aklına koymaya gör!
analığa hazır mısın? donanımlı mısın? özgüvenin tam mı? düşünürsen yandın...
Çünkü bu soruların da, korkuların da sınırı yok. Çocuğunu (kız olsun, erkek olsun) kucağına alır almaz başlayan ve asla durdurulamayan iç titremesi...
neden ağlıyor? karnı mı acıktı? bir yeri mi ağrıyor? neden uyumuyor? ateşi mi var?....
her dakika soru işareti, her dakika tedirginlik. Uyumadı, uyumazsın; ağladı, üzülürsün; hasta olur, nefesin kesilir; düşer, için sızlar. Plan program yapamazsın asla, bütün işin gücün annelik çünkü bundan böyle. Ha, bir de çalışıyorsan falan geçmiş olsun. Artık insanlıktan çıkarsın.
Bütün hayaller onun üzerine; kazanılan paralar, kenara atılan zulalar, herşeyin en iyisi, en yenisi... Benim olmadı, onun olsun telaşları. Bütün bunlar bir gülücüğün peşinde koşan anaların/babaların yaşam felsefesi haline geliyor zamanla.
Senden olan bir canı, kendi canını da katarak yaşamak mücadelesi...
2 kere düşünmek, 2 kere üzülmek, 2 kere telaş, 100 kere sabır...
Daha sayamadığım dünya kadar cefa ile büyütülmüş çocuklarız her birimiz. Çocuklarımızı da öğrendiğimiz bu özveriyle büyütüyoruz, iyi (!) yetiştirmeye çabalıyoruz.
Günün birinde iyi bir öğrenci olsun, iyi bir evlat olsun, iyi bir sevgili, işinde iyi bir personel, iyi bir asker (!) olsun diye... Herşey "iyilik" üzerine...
Güya!!!!
Gün geliyor, çocuklar şiddet öğreniyor senden habersiz. Can yakmayı, üzmeyi, silah kullanmayı, can almayı öğreniyorlar. Halbu ki ne için uğraşmıştın onu büyütürken...
Gün geliyor, birbirini vuruyor evlatlar; kıyamadıkları anaları ağlatmayı öğreniyorlar bir yerlerden. Çekinmeden, düşünmeden, üzülmeden kıyılan canlar...
Ağlayan analar/babalar, solan hayatlar...
Yaşanamadan bitiyor anaların yavrucukları için kurduğu hayaller...
Giden gidiyor, kalanlar zor nefes alıyor...
Yaşam utanmadan devam ediyor!
Erkek anaları bir başka yaşıyor hayatı bizim memlekette.
Yüreği tetikte, tedirgin, korkak, panikatak...
Susarak, ağlayarak, inanarak ama hep korkarak!
Şimdi bir erkek anası olarak, korkma desem, öpeyim de geçsin desem, sarılsam, ağlasam, sussam, geçer mi?
Geçmiyor değil mi?
analığa hazır mısın? donanımlı mısın? özgüvenin tam mı? düşünürsen yandın...
Çünkü bu soruların da, korkuların da sınırı yok. Çocuğunu (kız olsun, erkek olsun) kucağına alır almaz başlayan ve asla durdurulamayan iç titremesi...
neden ağlıyor? karnı mı acıktı? bir yeri mi ağrıyor? neden uyumuyor? ateşi mi var?....
her dakika soru işareti, her dakika tedirginlik. Uyumadı, uyumazsın; ağladı, üzülürsün; hasta olur, nefesin kesilir; düşer, için sızlar. Plan program yapamazsın asla, bütün işin gücün annelik çünkü bundan böyle. Ha, bir de çalışıyorsan falan geçmiş olsun. Artık insanlıktan çıkarsın.
Bütün hayaller onun üzerine; kazanılan paralar, kenara atılan zulalar, herşeyin en iyisi, en yenisi... Benim olmadı, onun olsun telaşları. Bütün bunlar bir gülücüğün peşinde koşan anaların/babaların yaşam felsefesi haline geliyor zamanla.
Senden olan bir canı, kendi canını da katarak yaşamak mücadelesi...
2 kere düşünmek, 2 kere üzülmek, 2 kere telaş, 100 kere sabır...
Daha sayamadığım dünya kadar cefa ile büyütülmüş çocuklarız her birimiz. Çocuklarımızı da öğrendiğimiz bu özveriyle büyütüyoruz, iyi (!) yetiştirmeye çabalıyoruz.
Günün birinde iyi bir öğrenci olsun, iyi bir evlat olsun, iyi bir sevgili, işinde iyi bir personel, iyi bir asker (!) olsun diye... Herşey "iyilik" üzerine...
Güya!!!!
Gün geliyor, çocuklar şiddet öğreniyor senden habersiz. Can yakmayı, üzmeyi, silah kullanmayı, can almayı öğreniyorlar. Halbu ki ne için uğraşmıştın onu büyütürken...
Gün geliyor, birbirini vuruyor evlatlar; kıyamadıkları anaları ağlatmayı öğreniyorlar bir yerlerden. Çekinmeden, düşünmeden, üzülmeden kıyılan canlar...
Ağlayan analar/babalar, solan hayatlar...
Yaşanamadan bitiyor anaların yavrucukları için kurduğu hayaller...
Giden gidiyor, kalanlar zor nefes alıyor...
Yaşam utanmadan devam ediyor!
Erkek anaları bir başka yaşıyor hayatı bizim memlekette.
Yüreği tetikte, tedirgin, korkak, panikatak...
Susarak, ağlayarak, inanarak ama hep korkarak!
Şimdi bir erkek anası olarak, korkma desem, öpeyim de geçsin desem, sarılsam, ağlasam, sussam, geçer mi?
Geçmiyor değil mi?