11 Şubat 2015 Çarşamba

Yeniden Başlamak....


"Yazmazsam unuturum, en azından hatırlamam" dediğim, korktuğum ne varsa sırtıma yük ettiğimden habersiz devam etmişim yaşamaya... 
Yaptığım en iyi işin yazmak olduğunu hafızamdan silip, başka başka hayatların cümlelerine yolculuk ederek uzaklaşmışım kendi ülkemden. Titreyerek ve gülümseyerek yerine gelen hafızamla bir telaşla yeniden sığındım bu güzel limanıma.. 
Hayat zor, hayat zorba, insanlar nankör, dostluklar yalan sıklıkla!
Ama umut var ya o umut!!! nasıl da dimdik tutuyor insanı eğilmeye başladıkça...

Bugün kendimin ellerinden tutup, yeniden yürümeyi öğrenir gibi tay tay kalkıyorum ayağa. 

Yalnız, umutlu ve hala sevgi dolu bakıyorum yeni gelen güne!

Gülümseyerek!

Merhaba...







21 Ocak 2014 Salı

Yeni Sığınağım....

...bedardem.blogspot.com adresindeyim artık...

Yani yeni sığınağımda!!!

beklerim... gelirseniz!

sevgilerimle...

26 Kasım 2012 Pazartesi

Mutlu Yaşlar....




Kendimce iyi bir evlat oldum;
iyi bir dost,
iyi bir yeğen, kuzen, torun...
iyi bir sevgili olmaya çalıştım,
iyi bir eş,
iyi bir ANNE....
iyi bir insan özünde... 

hiç kimseye kötülük düşünmeden,
kötü gün yüzü görmeden,
hep mutlulukla, hep sağlıkla ve varlıklarına sığındıklarımla devam etmek yaşama!

hep umutla, hep gülümseyerek...
"amma da çok seviliyorum" diyerek!!!!nice yaşlarım olsun... yaşım kutlu olsun.....


22 Ağustos 2012 Çarşamba

Aylardan sonra!

Ellerimin pasını, yüreğimin birikmişlerini silkelemeyeli 3 ay olmuş... Dile kolay!
değiştik, dönüştük, geliştik... Büyüdük!
düştük, kalktık, ağladık ama yılmadık.. Beklentimiz büyük...

Anacığımın doğum gününde seçtim yeniden yazmayı..
bugün 53. yaşını kutluyoruz Allah uzun ömürler versin...
aklımdan geçenlerle, cümleye dökmek istediklerim o kadar çok ki, darmadağın oldu içim yazmaya kalkınca. Ağzımın içi cümleyle dolu, çıkarasım var ama olmuyor işte ha! deyince.

Herkesin annesine hissettiği kuvvetli duyguları vardır. Kimi ölesiye sever, kimi tutkundur vazgeçemez, kimi hoyrattır umursamaz, kimisi örnek alır, kimi yok sayar, kimi içinde taşır, kimi herkes gibi herkes kadardır.
Biz o kadar çok şey yaşadık ki annemle, o kadar çok aynı safta ama o kadar çok ayrı savaşta yer aldık ki, bir zaman sonra annem benim en yakın silah arkadaşım oluverdi zaman içinde.
Yanlışlar yaptı(k) doğruya taşıdık
Yalanlar söyledi(k) mutlu olmak uğruna... Olduk mu?
hiç düşünmedik böyle şeyleri...
mutsuzluğa odaklanan, hüzünden uzaklaşamayan yüreklerimizi dinlendirdik birbirimizin kuytusunda...

Annem 53ünde, ben daha 34... ama sorsanız yaşıtız.. hangimiz hangimizin yaşında meçhul!
hep sol cebimizde taşıdık birbirimizi, hiç çıkarmadık.

Aynı cepte devam ediyoruz yolculuğumuza ve daha da kalabalıklaşarak.
ben anne oldum annem anneanne...
gelenler, gidenler değiştirmedi bir bakışımızla birbirimize anlatabildiklerimizi....

Hiçbir şey değiştirmedi gizli sevgimizi...
herşeyin hep aynı güzellikte yaşanabildiği nice yıllara anacığım...
kutlu olsun, mutlu olalım....




22 Mayıs 2012 Salı

ve bir gün gök gürlemişti küçük bir kızın hayallerine...


Çok uzun yoldan geldiklerini düşünüyorlardı. Ayakları küçük olduğu için, sevdalarından yorgun görünüyorlardı tertemiz yüreklerine sığdıramadıkları sevdaları kocaman geldiği için. Yaşlarına takılmıyorlardı akıllarınca her şeye kafa tutar halleri bundandı. Çok sevmişlerdi ve onlara göre çok sevince insanlar birlikte uyuyup güzel gecelerde birlikte uyanmalıydılar aydınlık sabahlara. Kâbus görürlerse hain bir gecede uyanıp elinden tutmalıydılar birbirlerinin. Bu yüzden biran önce evlenmeliydiler. Çünkü o dönemde bu ancak böyle yaşanabilirdi. Ama küçüktü kız çocuğu bu yüzden aslan yürekli babası korkuyordu onun bu ısrarından. Zaman zaman hırçınlaşması bundandı. Arabuluculuktan yorulmuştu katı duruşlu olmaya çalışan annesi. Düşündü günlerce baba ama ısrarlıydı aydınlık yüzlü sevdalı kızı ille de evlenecekti. Razı gelir gibi yaptı içindeki çalkantıları uyutarak. Muhteşem an gelmişti şimdilerde bazen kölelik tanımının simgesi olarak tanımlanan halka onun en sevdiği yanıydı. Alyansı parladıkça onun yüreği serçe misali pır pır.


Daha yüzüğünün pırıltısı kaybolmadan önce baba bozdu oyunu. Birden saklandı haber vermeden ve saklandığı yerden bir daha hiç çıkmayacağı çok sonra anlaşılacaktı. Alyansın üzerine kocaman bir acının gölgesi düşüvermişti. Daha sonra gelecek fırtınaların habercisi olduğundan kimse haberdar değildi. Ama gölgeler kocaman güneşlerden arta kalanlardır ya. Güneşine sığındı küçük kız. Babasının yokluğunun üşüttüğü yerlerini ısıtmak için. Sevdi bu sıcaklığı öyle çok sevdi ki başını gömdü o sıcaklığın içine. Dışarıda olan biteni kaçırdığını umursamadı bile.
Acıyla mutluluğun karmakarışık olduğu bir düğünü oldu. Çok güzel bir gelin olmuştu.”Güzel gelin olanların bahtı güzel olmaz “ kehanetlerini akıllara getirecek kadar. Baba ocağından ayrılırken sadece pazen pijamaları vardı yanında. Gösterişli çeyizi yoktu eksikliklerinin yanında bunun adı bile anılmazdı. Küçücük haliyle kocaman sevdasına tutunup uçuverdi kendi hikâyelerini bıraktı ardından şaşkın ve çaresiz bakan kardeşlerine. Gelin arabasının kornası suskundu o giderken diğer gelinlerde olduğu gibi değildi.
Acılar unutulmalıydı. Bu en iyi kendinden bir can yaratarak olur diye hesaplamamıştı. Karnındaki canın sıcaklığını duyana değin. Artık anne olmaya hazırlanıyordu en acemi halleriyle. Hayatında kötü gidenlere fırtınalara aldırmayacak kadar coşkuluydu o her zaman. Dünya güzeli bir kızı oldu ve oda küçük bir anne. Kafasındaki loğusa kurdelesi içinin sıcaklığına dairdi.
Kurak bir mevsimin kaygısını taşıyordu insanlar yağmur dualarına çıkıyorlardı peş peşe. Dualar kabul oldu sandı insanlar. Gök yarıldı yağmurlar kesilmek bilmiyordu. Bulutlar kara bir olaya gebe olduğunu diyememişlerdi. Pusuda bekleyen hain yıldırım dünya yakışıklısı sanılan kocanın, aydınlık yüzlü babanın üzerini hedef almıştı bir kere. Ne yapılsa boştu. Düştü yıldırım küçük kadının hiç bitmeyeceğini sandığı düşlerinin üstüne. Kadının çığlığı göğe karıştı. Bebek anlamıştı gök yarıldı büyü bozuldu artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı diye.
Ama hayat devam etti olanca sarsıntısında başka güzellikler getirsin diye. Bebek büyüdü, ağladı, güldü, sevdi, ihanetleri ve sadakatleri öğrendi. Anne oldu bilerek ve isteyerek. Yağmurlardan arta kalandı ya kendisi; bu yüzden oğlu fırtına değil RÜZGAR olsun istedi. Her estiğinde hanımeli ve fesleğen kokusu getirsin diye kendi yüreğine. Masal bitmedi henüz… Yani öyküleriyle devam edecek ve bu yüzden ne elma düşsün gökyüzünden ne de yıldırım bundan sonra...!

Size yağmurların bereketinde, gök kuşağı büyüsünde, acılarımdan ayırdığım en güzel yanlarım gibi ve hep sevgiyle.

Hep sımsıcacık...

Fatma Bayko (22.05.1978 Anısına)
------------------------------------------------------------------------------------


NOT: Kaleminden hayat damlayan ve bu hayatı daima sevdikleriyle paylaşan biricik teyzem... Çok yaşa!


2 Mart 2012 Cuma

DÖNGÜ


Kendimle amansız bir savaşın hemen sonrasında, tam da ölülerini sayıyordum içimin… !
Aslında başka bir şeydi söylemek istediğim.
Yazdım, sildim… Yazdım, sildim…

Seni düşünüyorum ne yalan söyleyeyim. Ama sorsan söylemem! Sen anla!

Yormak istemiyorum artık hiç kimseyi. Yorgunum zira! Yeniden kurasım yok hiç, aşka dair cümleler. Kelimeleri yan yana getiresim yok bir de, kendimi anlatmak için.
Sen anla!

Konuşmak istemiyorum kısaca. Konuşacak ne var ki? Benim sana gelene kadar ne yaptığım mı, senin bana gelene kadar ne yaşadığın mı?
Saçma!

Ne geçmişe aidim artık ne de geleceğe ve kaçırmak istemiyorum şu anı da, olmuşların, bitmişlerin, gelmişlerin, geçmişlerin laf kalabalığında... Olacakların, biteceklerin ve geleceklerin kurgusunda ya da.

Ama şimdi burada, seni düşünüyorum ne yalan söyleyeyim. Ama sorsan söylemem! Sen anla! Hisset ya da! Biliyorum, her ikisini de yapabilirsin!

Ne şu andan öncesi ne şu andan sonrası… Dedim ya; bir tek şu anın ciddiyetindeyim.

Hayallerim yok sana uzun uzun anlatabileceğim ama çok istersen kurarım tabi senin için ve illâ merak ediyorsan hatırlarım elbet canımın yanmışlığını da zira unutmuş değilim.

Ruhumda dikiş izlerim…

Yeni bir alfabe arıyorum konuşabilmek için! Hiç söylenmemiş sözler duymaya ihtiyacım var ve belki yeniden cümleler kurmaya... Yetmiyor artık bildiklerim.

Şimdilik, baş edilir gibi değil içime çekilmişliğim.

Sözlerini duyuyorum; düşüncemi zorlayan, aklımı sana uçuran. Her anlamaya çalıştığımda merak edilen oluyorsun. Anlamak istemiyorum merak etmekten korktuğum için!

Yoksa buradayım yani, yörüngendeyim.

Masallar tadındayım… Zehirli elma hevesindeyim! Bul beni! Lakin ne soru istiyor canım ne cevap. Ne bir beklentim var ne de bir söz verebilirim.

Bulursan, sadece bulduğuna sevineceğim!

Ve eğer geleceksen, seni burada bekleyeceğim.
Ama ben sana, gün dünü unutmadıkça ve beyaz sayfalar gibi olmadıkça ruhum, gelmeyeceğim…

Özür dilerim bu kadar yorgun olduğum için...



Not: eskiden yazmışım, hiçbir şey değişmemiş... garip!



28 Şubat 2012 Salı

Soğumuş bi tas çorbadır hayat... Doydum...



Öyle her şeyini yazamıyor ki insan ...!
ne zamandır oturuyorum yazmaya, tamam diyorum bugün yazarım olanı biteni.. Olmuyor işte düşündüğün gibi.
Unutmak çok kolay da, yazmak zor be arkadaş...

Yani yaşıyorsun en dibine kadar, acıyor acıtıyorsun daaa gel gelelim anlatırken o kadar kolay değil...

Bir kere yaşamakla anlatmak aynı şey değil..
şimdi sana anlatsam içimin eksiklerini, yaşadığım umutsuzlukları, mutsuzlukları, dinlersin biliyorum... ama ben anlatamam adam akıllı...

Yorgunum zaten..
Oldukça...


gel iyisi mi, geçelim şöyle karşı karşıya...
sen bana bak, ben bir şarkı tutturayım.
hiçbirşey anlamaya çalışmadan, çekip gidelim şarkı bitince!

"şarkı bitti, kadın gitti" de arkamdan..!



27 Ocak 2012 Cuma

Kaç Zaman Oldu.. Bilemedim


Amma da 2012'miş... Çantası dolu gelmiş...
Hediye mi sandın? yok yok değil... Bir dolu işle gelmiş, yumuldum görür görmez hepsine birden..
Yazılacaklar birikti, anlatılacaklar yığıldı üst üste...
Meraklanma,
herkes iyi, herşey yolunda...
Ballı Badem tüm şekerliğiyle büyümekte...

İstanbula kar geldi... Ne güzel geldi...
Hepsi iyi hoş da, sokakta olanlar var bir de.
Sıcacık evlerimize girdiğimizde anlıyoruz soğuğun şiddetini.
Sarılıyoruz sevdiklerimize, bir demlik çay eşliğinde konuşuyoruz karın güzelliğini.
Peki ya kardan nefret edenler? yakacak sobası ve hatta soba koyacak bir yuvası olmayanlar..?
Allah yardım etsin.....

Bugün yeni bir site öğrendim ofisteki bir kardeşimden. Ne yalan söyleyeyim, şimdiye kadar farkında olamayışıma da utandım içten içe...



adının güzelliğine bakar mısın?
Biliyorsun ben tek çocuğum ve Balllım da tek... Yani kardeş sıcaklığının nasıl birşey olduğunu hep arkadaşlarımdan ya da tanıdıklarımdan dinlemek nasip oldu. Hep de özendim...
Bildiğim kadarıyla bu siteden istediğin çocuğu kendine kardeş seçip, istediğin şekilde iletişime geçebiliyorsun. Asla maddi bir beklenti olmadan hem de..!
İster mektuplaş, ister mesajlaş, istersen atla yanına git...
Senden gelecek tek bir sıcak merhabayı heyecanla bekleyen bu çocukları düşündükçe yüreğin ısınmıyor mu?

Ben hemen seçiyorum kardeşimi ve sana da diyorum ki;
hadi sen de bir kardeş seç kendine, küçücük bir çocuğun gözlerindeki sevinç ol...

Sevgimle

30 Aralık 2011 Cuma

GÜLÜMSE 2012'ye...


Bizim bu sene için bir sürü hayalimiz,
bir sürü umudumuz var...
Sevgi, sağlık, mutluluk, huzur, coşku, başarı, bereket.......
hepsinden birer kaşık dolduruyoruz 2012'ye

buyurmaz mıydınız? :)))
gülümseyin hadi



28 Aralık 2011 Çarşamba

Üzgün ANNE Notları



- canımın içi oğlum nasılsın bakalım?
- ananemle oynuyoruz.. sen sakın GELME bugün!
- anlamadım annecim... neden gelmeyeyim ki?
- çünkü ben ananemle çok güzel vakit geçiriyorum........!

diyen oğluma ben de diyorum ki;
"acıdı biraz ".....


26 Aralık 2011 Pazartesi

BaLLıma Öğütler (varan1)


"Zaman gelir, bunalırsın.. Herşey sürekli yolunda gitmek zorunda değil ya? Bu işin cilveleri var arkadaş. Azıcık bunaltacak, canını sıkacak, yeteeeeer diye bağırtacak, belki de hüngür hüngür ağlatacak...

İşim iyi olsun, kocam bana delirsin, oğlum hayal ettiğim gibi davransın, para bana aksın...
Yok daha neler!!!

Hayat ne zaman bu kadar cömert davrandı ki???"

dediğin anda ayvayı yemişsin....

bak sana öğreteyim yavrucuğum:

Kafanda hayatı olumlamadığın sürece, hayat senin hakkından gelecektir.
o sana yön vermeden kendine çeki düzen verip gülümseyerek hayallenmenin tam vaktidir.
Uygulaması çok kolay, tabi niyetin varsa!

Nasıl mı?

Sevgiyi kucaklıyorum. Ve şimdi iyileşiyorum.

Affetmek Her Zaman Ve Her Yerde Yanımda Taşıdığım İyileştirici Bir Araçtır

Affetmeye hazırım;

Eleştiri, korku, suçluluk, pişmanlık ve utanç duygusunu üzerimden attığım zaman

özgür olduğumu hissediyorum.

Bu sayede kendimi ve diğer insanları affedebilirim.

Bu hepimizi özgür kılacaktır.

Eski meseleleri kapatmaya hazırım.

Geçmişte yaşamayı reddediyorum artık.

Bu yükü uzun zamandır sırtımda taşıdığım için kendimi affediyorum

Kendimi ve başkalarını sevmeyi bilmediğim için kendimi affediyorum

Her insan kendi davranışlarından sorumludur ve hayatta ne ekerse onu onu biçerler

Bu nedenle kimseyi cezalandırmama gerek yok

Ben de dahil olmak üzere hepimiz kendi bilinçlerimizin yasaları altında yaşıyoruz

Kendi adıma kin tutan yönümü bir kenara bırakıyorum ve sevgiyi kucaklıyorum

Ve şimdi iyileşiyorum...


BUNLARI BİR KERE İÇİNDEN GEÇİR HİÇ OLMAZSA!

Ne demiş Nietzsche?

‎"Günde bir kez olsun gülmeli ve neşeli olmalıyız , sevinci öğrenebilirsek başkalarına acı vermeyi de unuturuz..."

NOT: neşeli olmaya çalışıyorum şurada, anlamıyor musun? :/




20 Aralık 2011 Salı

Sibel, Ben ve MİM....


Sibelim bana MİM göndermiş taaa ne zaman :/ cevaplamamak olur mu hiç… Zaten daha önce yanıtsız bıraktığım ama farkına bile varmadığım bir MİM ile alakalı dünya fırça yedim, yenisini istemem J

Hakkımda 7 gerçeği öğrenmek istemiş.. hmmmm

İnsan ne kadar fırsat buluyor ki kendine uzaktan bakmaya, kendini tanımaya…? Hem ne kadar tarafsız davranabilir ki yorumlarında?

Olsun… Sibelim istedi, konu kapandı….

Açıklıyorum:

1- 1- Çok kavgacıyımdır ben, beni tanıyan bilir. Ayıp ama gerçek bu…. Hemen atlarım, saldırırım haksızlık karşısında, hem öyle lafla falan bırakmam iş ileri giderse; kelebek gibi uçarım, arı gibi sokarım. Bu mu gerçek, pek değil :/ Şöyle söylemeliyim ki, anne oldum olalı hormonlarımdan şikayetçiyim. Kavga etmek için midemde kaynama olsa da önce bir durup düşünüyorum, karşımdakini galiba çocuğum yerine koyup, davranışımı tartıyorum. Ee, tabi sonrasında farkına vardığımda da ya kendimle gurur duyuyorum, ya da kaçırdığım fırsat için oturup ağlıyorum...

2- 2- Takıntılarım var… Yok, öyle bildiğin cinsten değil, say say bitmez. Beni tanıyanlar bilir, tanımayanlar çok feci öğrenir L Misal de vereyim hatta; yanımda kağıt katlanırsa yana devrilirim, sistemli seslere hiç dayanamam müdahale ederim (bozuk para şıkırtısı, tesbih çekilmesi, su damlaması, saat…) Allahtan beni sevenler bu konuda oldukça hassas davranıyor da, işim kolaylaşıyor. Davranmazlarsa bkz. Madde 1

3- 3- İçimdeki çocuk bana daima hükmeder; bastıramam, durduramam, susturamam. Nasıl isterse öyle şekillendirir beni. Ona göre giyinir, onun istediği oyunları oynar, onun sevdiği şarkıları söylerim. Bazıları buna delilik diyor, haklılar da. Çocukluk da deliliğin en güzel zamanı değil mi zaten; hesap soran yok, mana bulan yok… Ben böyle mutluyum :)

4- 4-Tek çocuk olduğum için herkes şımartılarak büyüdüğümü zanneder ama ben asıl gerçeği kimselere söylemem. Babamı henüz 6 aylıkken kaybettiğimi, annem ve teyzemle bir köyde mutlu ama kıt kanaat geçinmemizi, annemin beni bir bakışıyla nasıl titrettiğini.. Varsın onlar öyle bilsin, kime ne zarar? Gerçeği bilen biliyor nasıl olsa… ;)

5-55- Karanlıktan ve şimşekten çok korkarım. Ciddi nedenlerim var… Bu konuyu hemen es geçelim!

6- 6- Tam bir muhabbet kuşuyumdur... mekanda sevdiğim dostlarım, biraz alkol, hele bir de mum falan varsa beni tutamazsın arkadaş. Durmadan konuşur ve hatta şarkılar söyler mutluluğumla bayarım adamı. Susturabilene aşk olsun. Sorunuz Sibel :D

7- 7- Patavatsızlık derecesinde nobranım. Bazen durduramıyorum kendimi :/ halbuki kadın kısmısı şöyle biraz kibar ve asil davranır değil mi? Yok anam, dangadanak söylerim ne hissediyorsam, şaşar kalırsın. Kötü şaşırdıysan bir de bunun için paylarım :) İçim temizdir ya, paparayı yiyen arkadaş bununla pek ilgilenmez.

Velhasılı;

İyi bir insan olmak için çok çabaladım ben… Ne yaparsam yapayım, ne söylersem söyleyeyim içinde mutlaka sevgi bulursun. Kızsam da, söylensem de çabuk unuturum...

İyi biriyim özümde, hayırlısı olsun... :)





28 Kasım 2011 Pazartesi

IŞIKLI YILLARAAAAAA...


Uzun zamandır bu kadar çok eğlenmemiş, böyle tatlı vakit geçirmemiştim. Hafta sonu birbirinden çeşitli aktiviteyle coştum :)

Cumartesi günü ne zamandır birbirini göremeyen aile fertleri (hala, amca, halakızları, onların da kızları......vs) bir araya gelip çıldırdık doyasıya. Benim için Tekirdağ'danİstanbula gelen "babamın aynısı amcam" ve dünya tatlısı kızı Meltem, güzeller güzeli Göksu'mun güzel annesi Gökçe abla -ki kendisi Ankara'dan katıldı aramıza(hala kızı), balşeker Ayça abla (hala kızı
2), kocası Usama... Ve tabii ki BaLLı Badem ile Göksu :) harika bir kutlama hazırlamışlar benim için.. Ne desem boş! Bazı şeyleri kelimelendirmek kolay olmuyor işte...

--------------------------------------------------(------------------>@
Akşamında tam da içimden geçirdiğim şekilde ("baktığım her yerde sevdiklerim olsun"lu) organize edilmiş toplu doğum günü yemeği :))
Sevilmek ne güzel bişey yahu...


İnsanı özel hissettiren, iyileştiren, ışık veren bi büyüsü var...

ELİFimmmmmmm üşenmeyip mumları üflerken yanımda olmak için Eskişehir'den kalktın geldin. Cansın sen, can... Örnek oldun dağa taşa :)))


Sibelim ve Mustafa da hep yanıbaşımdaydı o gece, ne mutluluk!!!


Baba yarım, can dostum, biricik abim....

Muhteşem kuzenlerim.... Canlarım...

Kendimi bildim bileli dostum olan ve bu dostluğu çoktaaan kardeşliğe çeviren biriciği ESİNim...

Dünya tatlısı dostum, Salih'im...

BALYANAK arkadaşım, canım ciğerim, Gözde'm....


Çılgın görümcem ve eşleri :))


veeeeeeeeeeeeeeeeeee biricik Sevgilim....


Ne iyi ettiniz de sevdiniz beni...
İçim aydınlandı ışığınızla...

hiç bitmesin, hiç tükenmesin...
Birlikte nice ışıklı yıllara....



25 Kasım 2011 Cuma

Yaş Alıyorum, YaşLanmıyorum... Bu böyle biline!


Evet evet... Bir doğum günü daha geldi çattı...
Geçiştirilerek kutlanan doğum günlerinden olamıyor benimki çok şükür :)
neden mi? hemen açıklayayım:

Kimliğime göre doğum tarihim 24 Kasım (senesini yazmamı daha çok beklersin!) ama anneme göre 26 Kasım!? dolayısıyla ben kendimi bildim bileli 24'ünde başlayan ve 26'sına kadar kutlanan "Geleneksel Canıma Minnet Bed@rdem Kutlamaları" yapılır.
Bu sene de böyle oldu elbet...
24 Kasımda ofisteki arkadaşlarla ve ailemle, 25'inde bana süpriz yapan diğer sevenlerim ve sevdiklerimle, yarın da geri kalan canımıniçleriyle sürecek olan kutlamalara kendimi geçen haftadan hazırlanmış olmam gerçekten büyük şans :)))

Hayatında güzel insanları biriktirmek çok öenmli birşeymiş, biliyordum, emin oldum. Zaten doğum günleri de bunu görmenin en güzel yolu bana kalırsa.
Ben kutlamayı, aldığım yeni yaş değil, "amma da sevenim varmış" düşüncesi için yapıyorum. Çok iyi geliyor...
Hem herkesin yaşım konusunda çenesi kapanıyor, hem içten içe sevenlerin oluşturduğu bir coşku kabarıyor :))

Sevdiklerimle ve sevenlerimle olduğum için şükrediyorum. Herkese teşekkür ediyorum..
İyi ki doğmuşum da sizi tanımışım? (ee yuh bana) :))))

değil mi ama...?



17 Kasım 2011 Perşembe

AFFETME günüm


DÖKTÜĞÜM GÖZYAŞLARINI BAĞIŞLIYORUM

Acıları ve aldatmaları bağışlıyorum

İhanetleri ve yalanları bağışlıyorum

İftiraları ve ahlâksızları bağışlıyorum

NEFRETİ VE ZULMÜ BAĞIŞLIYORUM

Yüreğimi yakan darbeleri bağışlıyorum

Yıkılan hayalleri bağışlıyorum

Ölen umutları bağışlıyorum

Sevgisizliği ve kıskançlığı bağışlıyorum

Umursamazlığı,duyarsızlıgı ve kötü zihniyeti bağışlıyorum

HAKLILIK UĞRUNA, HAKSIZLIK EDENLERİ BAĞIŞLIYORUM

Öfkeyi ve şiddeti bağışlıyorum

İhmalkârlığı ve unutkanlığı bağışlıyorum

BÜTÜN KÖTÜLÜKLERİ İLE İNSANLARI BAĞIŞLIYORUM....

Paulo Coelho

15 Kasım 2011 Salı

Yeni günün Işığı...


Dünya kadar şey yaşadık/yaşıyoruz...
kuzularımıza ağlarken, çatır çatır sallanan Van'la kahrolduk...
Kışlıklarımızı ayırdık, bişeyler yollamaya, vicdanımızı rahatlatmaya, işe yaramaya çalıştık.
Bol bol dua ettik, güzel enerjiler yollamayı seçtik.
Yattık uyduk soğuk havalarda sıcacık yataklarımızda...
Uyandık, yine sızladı yüreğimiz.
Bu böyle devam etti işte...

HAYAT... ne garip bir komedyensin sen!?

Güldürürken düşündüreni gördüm ama kahkaha attırırken hıçkırıklara boğanını ilk kez görüyorum.

İçimi ışıkla doldurmayı seçiyorum ne zamandır.. İşe yaramıyor değil, herkese şiddetle tavsiye ediyorum. Hem üzerindeki negatif enerjiden kurtuluyorsun, hem de şu "geldi mi üst üste gelir" döngüsünden kurtarıyor insanı. Daha sağlıklı ve en önemlisi daha umutlu oluyorsun bir sonraki sabah için.
Denemesi bedava... Uygulaması da çok kolay...

Kapat gözlerini;
derin, çok derin bir nefes al (mümkünse sevdiğin bir müzik çalsın fonda)
şimdi aldığın nefesi verirken nefesinle birlikte bütün sıkıntılarından ve kuruntularından arındığını düşün, nefesinle birlikte onları da üfle çok uzaklara
seni en çok gülümseten ve iyi hissettiren anını düşün
kocaman gülümse
tüm vücudunun içine gökten simler döküldüğünü hayal et
ışıl ışılsın
kalbin sevgiyle dolu
saçma sapanlıkların hepsini affet, def et....

işteeee bu kadar...

bunu her sabah yapmalısın bence..
en kötü ne olabilir ki?

hadi dene...
ışığınla aydınlanır belki karanlıkta kalmış üzgün bir yürek...

Sevgimle




20 Ekim 2011 Perşembe

Erkek anaları...


"Ana" olmak kolay, yeter ki aklına koymaya gör!

analığa hazır mısın? donanımlı mısın? özgüvenin tam mı? düşünürsen yandın...

Çünkü bu soruların da, korkuların da sınırı yok. Çocuğunu (kız olsun, erkek olsun) kucağına alır almaz başlayan ve asla durdurulamayan iç titremesi...


neden ağlıyor? karnı mı acıktı? bir yeri mi ağrıyor? neden uyumuyor? ateşi mi var?....


her dakika soru işareti, her dakika tedirginlik.
Uyumadı, uyumazsın; ağladı, üzülürsün; hasta olur, nefesin kesilir; düşer, için sızlar. Plan program yapamazsın asla, bütün işin gücün annelik çünkü bundan böyle. Ha, bir de çalışıyorsan falan geçmiş olsun. Artık insanlıktan çıkarsın.

Bütün hayaller onun üzerine; kazanılan paralar, kenara atılan zulalar, herşeyin en iyisi, en yenisi... Benim olmadı, onun olsun telaşları.
Bütün bunlar bir gülücüğün peşinde koşan anaların/babaların yaşam felsefesi haline geliyor zamanla.

Senden olan bir canı, kendi canını da katarak yaşamak mücadelesi...


2 kere düşünmek, 2 kere üzülmek, 2 kere telaş, 100 kere sabır...

Daha sayamadığım dünya kadar cefa ile büyütülmüş çocuklarız her birimiz. Çocuklarımızı da öğrendiğimiz bu özveriyle büyütüyoruz, iyi (!) yetiştirmeye çabalıyoruz.

Günün birinde iyi bir öğrenci olsun, iyi bir evlat olsun, iyi bir sevgili, işinde iyi bir personel, iyi bir asker (!) olsun diye... Herşey "iyilik" üzerine...

Güya!!!!



Gün geliyor, çocuklar şiddet öğreniyor senden habersiz. Can yakmayı, üzmeyi, silah kullanmayı, can almayı öğreniyorlar. Halbu ki ne için uğraşmıştın onu büyütürken...

Gün geliyor, birbirini vuruyor evlatlar; kıyamadıkları anaları ağlatmayı öğreniyorlar bir yerlerden.
Çekinmeden, düşünmeden, üzülmeden kıyılan canlar...

Ağlayan analar/babalar, solan hayatlar...


Yaşanamadan bitiyor anaların yavrucukları için kurduğu hayaller...
Giden gidiyor, kalanlar zor nefes alıyor...

Yaşam utanmadan devam ediyor!


Erkek anaları bir başka yaşıyor hayatı bizim memlekette.
Yüreği tetikte, tedirgin, korkak, panikatak...
Susarak, ağlayarak, inanarak ama hep korkarak!


Şimdi bir erkek anası olarak, korkma desem, öpeyim de geçsin desem, sarılsam, ağlasam, sussam, geçer mi?

Geçmiyor değil mi?




LinkWithin

Related Posts with Thumbnails