8 Aralık 2009 Salı

Gece, Papatya ve Yaz(ama)maK ÜzeRine....

Papatyalar tohumlarını toprağa hediye edeli az biraz oldu... Havalar desen sersemletecek kadar soğudu bir anda, gerçi hissedilen sersemliği sadece ona bağlamak ne kadar doğru olur onu da bilemiyorum. Zira kiminle konuştuysam, üzerinde bir rehavet, bir isteksizlik, mecburi takındığı yapay bir gülümseme ve kocaman kocaman içsel delikler... Sahi kimler oyup, bu kadar boş bıraktı içlerimizi?


Bir keşmekeş içinde, kendi kendimizi çıkmazlara sokacak kadar delirdik demek ki her birimiz... Azla yetinemiyoruz, çok olan bize uğramıyor!


Yetmiyor işte anlayacağın, hiçbirşey yetmiyor...


Her birimizi ayaklarından bir boşluğa asmışlar da, sallandığımız yerlerden birbirimize seyre dalmışız gibi değil mi? Dünyayı bazen tepetaklak sevmeye çalışmak ya da böyle yaşamaya kendimizi çoktan inandırmak.
Ne farkeder ki ikisi de aynı işte!


Bütün hayatlar birbirinin içine sarmal olmuş bir bulmaca. Örnekler, yaşananlar, anlatılanlar çoğaldıkça başkasının en mahrem hikayesinde buluveriyorsun kendini. Yoksa onun yaşadığı acı seninkine misafir mi gelmiş desem? Yüz-göz bir durum, hem samimi, hem bir o kadar riyakar!


Herkes kendi acısınınn ateşine sahip çıkar çünkü böyle durumlarda, kendi cehenneminin büyüklüğüyle övünür matah gibi...!


Yazmak nasıl iyi gelir böyle durumlarda, yazabilirsen... Kalemini savurta savurta, ellerin ağrıyana kadar zehirini kusmak nasıl rahatlatır insanı, rahatlayabilirsen!
Tutuyorum şöyle kalemi, atıyorum içime ucuna bir yem takıp; yemi yiyor içimdeki canavar da yazmaya yanaşmıyor ne zamandır. İş çığrından çıktığına göre artık ilgi göstersem de faydasız, kudurmuş bir kere, küsmüş yazan ellerime.
Ah nasıl kızıyorum böyle zamanlarda, nasıl patlıyor içimin yanardağları alev alev... Bazen yatağımdan kalkmam için müthiş bir baskı yapıyor yazma isteğim, yanıp tutuşuyorum. Tam kalkacak oluyorum üstümde sanki insan yığınları. Allah sevdiği kullarını dener/miş, şu dönemde neyle sınandığımı ve sonumun ne olacağını bilebilmek için neler vermezdim inan.
Bu gidişat nereye kadar?
Nereye kadar yazdırmayacak içimdeki canavar?
Nereye kadar bıkmadan bekleyeceksin yazdıklarımı,
bilemiyorum,
sadece içimde bir umut,
papatyaların yeniden açmasını bekliyorum!


7 yorum:

bozbek dedi ki...

Bazen yazdırmayan canavar bile böyle yazılar yazdırıyor bak dostum. Ellerine yüreğine sağlık..

BeD@rdeM dedi ki...

:) sağol tatlım, canavarın selamı var..

Başak BAŞOL dedi ki...

Yawrum,

Belki yazmaman daha hayırlıdır...Kim bilir ki,sonuçta dediğin gibi hepimiz bir sınava tabiyiz..

Ben genede umudunu kaybetmemeni diliyorum ve sabırla bu yazılarını da aynı neşe dolu yazıların gibi okuyorum...Sonuçta insanız biz ,bazen çok mutlu ,bazen mutsuz,bazen öfkeliyiz.Bazense değil yazacak konuşacak bile kelimemiz yok..Sıkma kendini...

Seni çok seviyorum..

Sevgiyle Kal

BeD@rdeM dedi ki...

Başakçımmm;
nasıl güzel yüreğin var? nasıl iyisin? anlayışın için teşekkürler, öpüyorum en kocamanından :)

sufi dedi ki...

"Tutuyorum şöyle kalemi, atıyorum içime ucuna bir yem takıp; yemi yiyor içimdeki canavar da yazmaya yanaşmıyor ne zamandır."Demişsin de çok güzel demişsin ancak bu sefer canavar kendinden bahsedeceğini bildiğinden yemini ve kalemini serbest bırakmış görüyormusun?İyi ki de öyle yapmış.Ellerine sağlık sevgilerimle.

cihan dedi ki...

Hımm herkezin içinde kuytu köşelerine saklanmış canavarlar vardır önemli olan onlara çok fazla kulak vermemek (ruhen manen).O canavarla savaşmasını öğrenemezsen yada caba sarfetmezsen sonunun hayırlı olacagı konusu kısır döngü.Öğreniyorsun öğrenmesine ama senden çok şey götürmesine de izin verme Bak bana saldım çayıra mevlam kayıra havası içindeyim (sen benim gibi olma o ayrı :P)

BeD@rdeM dedi ki...

Sevgili Sufi, çok teşekkürler.. Hoşgeldin bu arada :)

Sevgili Cihan, içimdeki canavarı sevmeyi öğrenmeliyim belki de :) haklısın... az biraz salmak lazım ipleri.

Bu gadget'ta bir hata oluştu

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails