16 Aralık 2009 Çarşamba

Ne GünLerden HabeRim Var, Ne SaatLeriN AyaRı...

Bilinmez bir halde devam etmekteyim yolculuğuma...
bir savaş sonrası sanki içimin bahçesi,
daha önceleri yaşadığım güzelliklere toprağı kazarak ulaşabiliyorum nerdeyse...

Düşünsene,
sen ne kadar iyi olursan ve ne kadar sevgi dolu olursan ol,gözü dönmüş sevigisiz bir manyak gelip herşeyi kırıp döküyor ve sen ona laf söylemekle kırılıp dökülenleri toplamak arasında sıkışıp kalıyorsun!
Ne demek istediğimi anlamadın değil mi?
Bir gün anlarsın.....

Herşey bir tarafa dün derginin 30. sayısı için Erol Günaydın abimizle röportaja gittim :)
Nasıl bir terapi oldu benim için bilemezsin. 1933 doğumlu bir adamın nasıl olurda bu kadar sevgi dolu olduğuna şaşarsın. Tanısan, onun gibi olmak için dua etmeden duramazsın. İşin sırrını sordum tabii hemen, "n'oluyo, nasıl oluyo Allaşkına" dedim.
Kocaman gülümsedi, ısırılacak yanaklarla...


" birşeyi sevmek lazım, severek güne başlamak lazım... Bir ağacı, bir hayvanı, güneşi, bulutu, yağmuru, hatta bir şarkıyı severek... Şu içimizde zaten varolmuş sevgiyi açığa çıkarıp insanlara dağıtmak lazım, gülümsemek lazım ağız dolusu" dedi. Ve röportaj boyunca gülümsedi inanır mısın?

Nişantaşı'nda son derece mütevazı bir apartmanın bahçe katında, kuşuyla, "SirKeci" isimli köpeği ve bir dolu anıyla yaşıyor Erol Baba... Evi görsen, çıfıt çarşısı gibi,



fotoğraflar,


süslemeler,


kocaman bir yılbaşı ağacı,


ilaçlar :(



nasıl samimi, nasıl insani herşey... Arkada kocaman bir bahçe, çıkıp bahçesinde dolaşmayalı belli ki çok zaman olmuş.. Yorgun ama mutluluktan ağzı kulaklarında bir adam.


Endişeli...


Gidişat yıpratmış yüreğini,


yurdum insanını anlayamaz olmuş,


bir zamanlar yaşadığı o masalsı hayatın nasıl bu kadar çabuk değiştiğini anlamaya çalışıyor...







1960' ları, 70'leri falan konuşuyoruz...

Bir zamanlar İstanbul'u dinliyorum tiyatro oyunu gibi ustanın ağzından, ağzım beş karış açık...

İçim burkuluyor,


vicdan azabı duyuyorum, sorumlusu benmişim gibi,


özür dileyeceğim neredeyse,


biz ettik sen etme diyeceğim önünde eğilerek...


Susuyorum ama sonra,


sözün bittiği yerdeyim....


2-3 saat rüya aleminde geziniyorum,


irkilerek uyandığımda anlıyorum ki, dışarıdaki kabus beni bekliyor...


Evimi, düzenimi, oğlumu ve içimde herşeye karşı büyüttüğüm SEVGİ'yi düşünerek sakinleştiriyorum kendimi...

Ellerini öpüyorum minnetle,

sıkı sıkı sarılıyorum hepimizin yerine...






İyi ki varsın diyorum, gitme hiçbiryere........



7 yorum:

evrim dedi ki...

çok etkilendim bugünkü yazıdan..içim titredi..fotoğraflarda bir o kadar içimi ısıttı..kaleminize sağlık

BeD@rdeM dedi ki...

Gözüne sağlık Evrim, vakit ayırıp okumuşsun, teşekkürler... İçinin sıcacık kalması dileğimle...

ELİF dedi ki...

Yaaa Msn de fotoğrafı görünce çok kıskanmıştım, şimdi geberiyorum...Harika fotolar, harika bir yazı....

Öyküsel dekorasyon dedi ki...

Yazın harıka...
Ama Erol Gunaydın...
Nasıl guzel bı ınsan o
Nasıl degerlı..
Dılerım cokkkk saglıklı uzun omurlerı olsun..
Bıze daha verecek ogretecek cok bılgısı deneyımı olan bı degerlı ınsanımıza sevgı ve saygılarımla.

BeD@rdeM dedi ki...

Öykücüm, en az bir kez yüreğine dokunması gereken bir insan inan bana... onu geç de olsa tanıyabildiğime, onun gözüyle dünyaya bakabildiğime çok seviniyorum :) sevgimle...

cihan dedi ki...

Erol Baba aslında bu hayatta bukadar dinamik ve enerjik kalmanın sırrını sana ve yazını okuyan herkese yaptığın röportajda vermiş. 77 senenin zorluklarını nasıl yendiğini kısacık özetlemiş.Önemli olan işte bu iç dünyandaki sevgi parçalarının ölmemesi.Fotoğraflar gerçekten güzel Erol Günaydın ile röportaj yapacağınıbilseydim benim içinde yanaklarından öp derdim :))

BeD@rdeM dedi ki...

Cihancım, bütün sırlarını paylaştı evet ama sen yazının sonunu kaçırdın sanırım :/ hepimiz adına sıkı sıkı sarılıp öptüm :)

Bu gadget'ta bir hata oluştu

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails