31 Ağustos 2009 Pazartesi

BaLLı ATA'sını öğreniyor.... (mim)

Ne mutlu bana ki seçmeye bile gerek duymadan bu ülkede doğmuşum, ne mutlu ki kırmızı-beyaz bayrağımızı oğlumla tanıştırma onurunu yaşamışım... Ne mutlu bana ki gururla bahsedeceğim ATAlara sahip olmuşum ve ne mutlu ki ULU Önder ATATÜR'ün izinden gitme farkındalığıyla yetişmişim...
BaLLım henüz 18 aylık ve herkesin gözünde bir bebek... Ama inanılmaz bir zeka gelişimiyle hepimizi şaşırtmaya devam ediyor. Vaktinden evvel öğrendi herşeyi; sayıları, renkleri, ailesindeki insanları, çevredeki dostları, geceyi, gündüzü, hüznü, mutluluğu çok çabuk öğrendi...
30 Ağustos Zafer Bayramında Kırklarelindeydik. Bayrakları, askerleri görünce yaşadığı heyecanı ancak orda olsanız anlayabilirdiniz. Nasıl büyük bir keyifti anlatamam...
Bu acınası düzenin içinde, sıkışmışlıklar arasında ve Atatürk'ü unutturma çabalarında gördüğüm kalabalık beni bir kez daha inanılmaz umutlandırdı. Bir kez daha inandım kimsenin bu ülkeye zarar veremeyeceğine, bir kez daha anladım Atatürk'ün gençlere güvenmekle ne kadar haklı karar verdiğini...
Çocuklarımız bizim geleceğimiz ve doğruyu (tarafsız) öğrenmek için yanıp tutuşan birer öğrenci her birisi. Ne kadar çok öğretirsek/öğrenmesine izin verirsek o kadar çok gelişecek ülkemiz, ne kadar çok yollarını açarsak hızlıca koşabilecekler.
Askerlere selam vermeyi öğrenen BaLLıma uzun uzun anlattım bayram sevincini :) uzun uzun dinledi beni. Çocuk deyip geçmeyin lütfen, konuşun onlarla, herşeyin doğrusunu anlatın...


ÖYKÜ kızı, ben dahil bir sürü arkadaşını FENER ALAYI na davet etmiş...
Gururla, büyük onurla kabul ettim davetini :)

Şimdi ben de buradan isim vermeden beni izleyen bütün arkadaşlarımı FENER ALAYI na davet etmek istiyorum...

Ben ve bir çok dost sizi orada bekliyoruz.. Çoluk çocuk toparlanıp gelin lütfen....

Sevgilerimle....

27 Ağustos 2009 Perşembe

sus!




Mavi bir gün..............
Mavi, sarı ve RÜZGAR'lı.............
Sıkıntı veren bir "mavilik" içindeyim............
RÜZGAR'a tutunuyorum..........
Derinde........
Ilık bir duygu,
gözlerimle güLümsüyorum.........

Sana, bana, RÜZGAR'a ve "mavi" ye............
bu aralar "YağmuR" özlüyorum

25 Ağustos 2009 Salı

Maçka yoLLarı...


Aman aman, ne iyi etmişiz de Pazar günümüzü ailece geçirme fırsatı yakalatmışız kendimize. Ne güzel düşünmüşüz hep birlikte sıkı fıkı olmayı...

BaLLıma hava aldırmak, biraz kafaları dağıtmak ama en çok bir arada olmak için yapılan bu etkinlik nasıl iyi gelmiş iliklerimize. Hava mükemmeldi bir kere, ne bezdirecek kadar sıcak, ne üşütecek kadar soğuktu. Maçka parkında aldık soluğu ama önce doğum günü kutlamaları ve hediye merasimi için babaanneye koştuk sabah sabah, bütün şovlarımızı yaptık halaya, Ada'nın arkasından bağırdık "baaaaav" (miyav) diye, güzellik uykumuzu uyuduk.. Sonra doluşup hep beraber arabaya doooğru Maçka Parkına...

O nasıl bir sevinmekti Allahım..? O nasıl bir koşturmaktı bir o yana bir bu yana :) gören de bu çocuğa gün yüzü göstermiyor musunuz diye sorar. Bir saniye bile oturmayan oğluşumla nöbetleşe koşabildik elbette (o enerjiye yetişmek için Superman filan olmak gerekiyor çünkü) Hayatında ilk defa teleferik gören BaLLım saatlerce eliyle onu işaret ederek anlatmamızı istedi. Ağzında garip bir ses (uçak sesi gibi "juuuuw") yukarı baka baka koşmaya çalıştı, yürümeyi çok beceriyormuş gibi.

Herşey çocuk bahçesini görene kadar normal gibiydi, eee salıncakları görünce hiçbirimizin gücü oradan götürmeye yetmedi elbette. Salıncaktan indi, kaydırağa bindi, ordan indi, barfiks çekti inanır mısınız? Tam ordan götürdük unutturduk derken bu sefer de kuşlara, köpeklere sardı :) peşlerinden koşturup durdu.



Onun için de, onun mutluluğu için herşeyi göze alan bizler için de çok iyi bir gün olmuştu... İç rahatlığıyla yazlığa götürebilirdik dünya tatlısını..
Anne (yani ben) yol boyunca kucağında uyuyan bebeğine bakıp hüzünlendiyse de, derin bir nefes alıp şükretmeden edemedi. Yazlığa gittiğimizde anne Pazartesi BaLLı ile Edirneye gideceğini söylediğinde aNNe (yani ben) yine şoklandı. Ardından yine derin bir nefeeees...
Çaresiz, yapılacak birşey yoktu tabii ki...


DÜN GİTTİ... YİNE GİTTİ...
KADIN YİNE BAKAKALDI GİDENİN ARDINDAN...

Özledi şimdi... Çok özledi yine...
Ama bu sefer ağlamadı kadın, elinde bir fotoğraf GÜLÜMSEDİ... :)



24 Ağustos 2009 Pazartesi

30'umdan Sonra YapaMadığım.....

Yeni bir hafta, yeni bir gün..
Sabah sabah mailime gelen ve sizinle paylaşmak için heyecanlandığım bir yazıyı aktarıyorum hemen size... Ne kadar da haklı.. Ne kadar...!
Bu yazıyı aynı zamanda BAŞAK BAŞOL ve ÖYKÜ kıza hediye etmek istiyorum... onlar blog dostluğu konusunda bence harikalar :) burada gerçekten güzel insanlar, iyi kalpler gördükçe içim sıcacık oluyor... umutlanıyorum....

Ve İşte o yazı...





İnsan 30 yaşından sonra arkadaş yapamıyor kendine. Koca yapıyor, karı yapıyor, çocuk yapıyor, arkadaş yapamıyor. Yapsa da eskiler gibi olmuyor. Halbuki uykuya dalar gibi arkadaş olurduk okuldayken. Arkadaş olmak için yaratılmış gibiydik. Bir hafta içinde böbrek verecek hale gelirdik. Neden olmuyor bu işler 30'undan sonra? Neden olamıyor? Oysa o ne güzel bir iştah, o ne güzel bir açlıktı.. Herkes herkese açtı. Seçer, bulur buluştururduk "ruh ikizlerimizi." Ne de çok ruhtaşımız vardı. Hiç açıkta kaldığımı hatırlamıyorum. Ruhumun güzel bir ikizi mutlaka olurdu yanı başımda.Ölümüne sevdiğim, uğrunda her şeyi göze alabileceğim, her şeyiyle güzel, her şeyiyle doğru, her şeyiyle kabul ettiğim...
Basbayağı bir aşkla bağlı olduğum...
...........................
Şimdi ne zor.
Herkes kapalı kutu.
Herkes kapanmış, kaplumbağa olmuş. Bir kahve içimi zorlu randevulara bakıyor. Yatıya kalmak bir tabu.
Evler de gönüller de sımsıkı kapalı. Gençliğin en çok bu yanını özlüyorum. Ne güzelliğini, ne diriliğini, ne başıboşluğunu. Aynı yazarı, aynı şairi seviyoruz diye kuruluveren dostlukları özlüyorum. Birbirimize yazdığımız o uzun, o sapıklık derecesindeki ayrıntılı mektupları özlüyorum. Birbirimizi eleştirmeyişimizi özlüyorum. Birbirimizin dedikodusunu yapmayışımızı özlüyorum. Sevgili olarak kimseleri yakıştırmayışımızı özlüyorum. Arkadaşımı koruyacağım diye annemle yaptığım şiddetli kavgaları özlüyorum. Kavgayı değilse de kavganın altındaki ruhu özlüyorum. Dünyaya karşı arkadaşımın koruyucu meleği olmayı özlüyorum. Veya öyle olduğumu sanmayı...
Çocuğum olsaydı tek bir arkadaşında bile kusur bulmayacaktım. Öyle söz vermiştim kendime.
Bırakacaktım arkadaşlık uykusunda mışıl mışıl uyusunlar. Bırakacaktım eve istedikleri gibi girip çıksınlar. Bırakacaktım istedikleri gibi buzdolabını talan etsinler. Bırakacaktım istedikleri gibi sevsinler birbirlerini. Tek bir laf etmeyecektim. Kimseyi evine yollamayacaktım. Kızımın arkadaşı kızım, oğlumun arkadaşı oğlum olacaktı.

30'undan sonra arkadaş yapılamıyor...
Kötülükten değil. Başka bir şey. Ama neden çözemiyorum...
------------------------------------------------------------------------@

NOT: Bu yazıyı benimle aynı anda hisseden Dostum,Tetem, abam, sırdaşım, kalbimin sıcak yeri PatoS' uma teşekkürler :)

21 Ağustos 2009 Cuma

YeniLik İyiDir..

Evet, hergün yeni birşey öğreniyorum şu blog işinde... Zaten değişikliği seven biriyim, yenilenmeyi herkesten daha farklı algılıyorum sanırım.. Evde herşeyin yerini değiştiriyorum mesela, yeni yeni giysiler oyuncaklar alıyorum BaLLıma, bütün düzenimi değiştirdiğim bile oluyor çoğu zaman :) dayanamıyorum değişiklik yapmadan...
Bu bloğu izleyenlere sesleniyorum;
her an herşeye hazırlıklı olun arkadaşlarım... Benden herşey beklenir...
işte bloğumun yeni halini, siz değerli dostlarla paylaşıyorum...(beğenmeyen söylesin, her türlü eleştiriye açığım)


-----------------------------------@



Haftasonu (yarın) annemin doğum günü :) pazar günü de Nesrin annemin (kayınvalidem olur kendisi :)) pazartesi günü de inanır mısınız eşimin ablasının (görümce olur kendisi).... kabus gibi bütün doğum günleri bir gün arayla sıralanmış durumda.. Yanlış anlaşılmasın, tabii ki de iyi doğdular ama üstüste olunca ya geçiştirilmiş gibi hissediliyor (aynı anda kutlama çabaları yüzünden), ya da hakkaten geçiştiriliyor (hepsine aynı gün ziyaret):) Buradan hepsinin doğum gününü kutluyorum, sağlıklı mutlu, BİZ'li nice nice yıllaraaaa...



BaLLı BaDemim bu haftasonu pasta konusunda oldukça şanslı :) henüz plan yapamadık ama hareketli bir haftasonu geçirmeyi planlıyor bu deli yürek! Artık kısmet!!! :)
Her birinize nefis bir haftasonu diliyorum...
Kalın sevgiyle...................


20 Ağustos 2009 Perşembe

CaNımıN ÖdüLLeRi :)

Efendim bloğum ilk kez sevgili MOMOLUM tarafından ÖDÜLe layık görüldüğü için son derece heyecanlı ve bir o kadar da telaşe içindeyim... Canımın ta içi MOMOLcum beni hatırladığın, önemsediğin ve layık gördüğün için kocaman öpüyorum seni yanaklarından....
Ama bu ödülün bazı kuralları da varmış onları yerine getirmem gerekiyor.. (asıl sorun da burada başlıyor)
hmm bakalım başarabilecek miyim?


öncelikle ben de izlediğim, sevdiğim, samimi ve yaratıcı 7 bloğa aynı ödülü göndermeliymişim...
benim için büyük bir zevk olur doğrusu;
sevgili,

ELİF
BAŞAK
ÖYKÜ
BAYANKUŞ
İDEA
LA78'ers
ELİF..den

sizleri alkışlayarak bu ödülü yolluyorum.... Aslında ödül yollamak istediğim daha bir sürü blog var ama inanın bunu başarmak bile benim için bir olay.. diğerleri biraz daha bekleyecek ve ben onlar için ellerimle hazırladığım ödülleri paylaşacağım...
Bu arada kuralları açıklıyorum;
  • sana ödül verene teşekkür et ve linkini yayınla
  • ödül logosunu yayınla
  • 7 yaratıcı bloğa ödül ver ve linklerini yayınla
  • ödül verdiklerini haberdar et
  • kendinle ilgili 7 ilginç şeyi yaz...


kendimle ilgili 7 ilginç şey yazmam istenmiş.. halbuki insanların kendilerinden bahsetmesi bana hep antipatik gelmiştir. Buna rağmen kurallara ilk defa uyarak yazmaya başlıyorum :))


1.canlı renkleri çok severim, ama bildiğiniz gibi değil. Suyunu çıkaran cinsinden... Yani çok parlak bir sarı gömleğin üzerine yemyeşil bir süveter giyip sokağa çıkabilirim. Yeter ki içime sinsin, kendime yakıştırayım.. Sokakta kaç kişinin bana baktığı beni bağlamaz.

2.yaşım 30 olmasına rağmen bir oda oyuncağım mevcut :/ oğlumun oyuncaklarıyla karışmaması için annemin evindeki odamda saklıyorum hepsini. :) (bu çok kişinin bilmediği bir sır bu arada)


3.iş yerinde börtü böcekli süslerim yüzünde masamda a4 kağıt bile koyacak yer yok maalesef. Enteresan olduğunu düşündüğüm herşey göz hizamda olmalı :)


4.gazeteleri tersinden okuyorum (en son sayfalardan başa doğru)


5.maç izlemeye bayılıyorum, özellikle Fenerbahçe maçlarını kaçırmamaya çalışıyorum. Zamanında okulun futbol takımında oynamıştım :))) (bu da bir sır)


6.sinirlendiğimde mutlaka mutfağa girip ocağı ovuyorum (tavsiye ederim işe yarıyor)


7.fesleğenler için deli oluyorum ve herkesten gizli mektuplar yazıp saksılarına gömüyorum...


18 Ağustos 2009 Salı

Git-em/emek Üzerine...

Dün gece yazmak telaşıyla yanıp tutuştum desem yalan olmaz... ama uyku mu? yazmak mı? yatmak mı? düşünmek mi? o kadar çok git-gelin içinde bir baktım boşu boşuna yatmışım yatağa, saatler geçmiş ve ben daha gözümü kırpmamışım. Yine bir "keşke".. Keşke kalkıp yazsaydım gelen cümlelerimi...

hepsi bir yere saklandı içimde, "elma" dedim çıkmadı "armut" demek içimden gelmedi...
Dün iş çıkışı BaLLımı Bakırköye getirdi annem, buluştuk aşıklar gibi :) koşa koşa gittiğim yolda kaç insanın yüzüne gülümsedim hatırlamıyorum (ve kaçı kimbilir kaçık olduğumu düşündü)
Buluştuk.. Ağzında emzik, kafada kaske,t pusetin içinde, yarım açık gözkapaklarının altından kalabalığı izliyor. Onca insan içinden ve o kadar uzaktan beni nasıl tanıdığını hala anlayabilmiş değilim doğrusu.. Anne kokusu gerçekten var sanıyorum :) gözleri fal taşı gibi açıldı ve atladı hemen kucağıma...

Duvar diperine kurulu sedirlerden oluşturulmuş şirin ve bir o kadar kalabalık bir çay bahçesine gidip oturduk. Sırayla bütün köpek ve kedi yavrularına bağırdık ana-oğul, bütün dikkatler üzerimizde güldük eğlendik. Babamız bize katıldığında iyice coştuk, Bakırköy' ü turladıktan sonra Kartaltepe parkında aldık soluğu, minik kuzu uykuya dalmıştı bile...

Parkın o tüyleri diken diken eden esintisiyle hissettiğimiz aile huzurunu başka bir yerde bulmak oldukça zor. İçilen okkalı köpüklü Türk kahvesinin yanına kondurduk lokum tadında muhabbetleri. Bir insan daha ne isteyebilridi ki? :)

Annemleri yazlığa götürünceye kadar herşey yolunda olmaktan bile öteydi. Ta ki yazlığa varana kadar.....

Yazlığa gidip de BaLLımı ardımda bırakıp eve doğru yöneldiğimde neler hissettiğimi cümlelerle anlatabilmem imkansız. Arabada sessizlikten boğulan iki yetişkindik artık... Ben bir hayalin peşine takıldım, uçurdum ruhumu. Mecburiyetlerin, "git"melerin, gerekliliklerin olmadığı bir ülkeyi kurdum yüreğime. Gitmesem dedim, hiç gitmesem... Gitmemeler üzerine yazsam sabahlara kadar dedim.. Ne kadarını doldururum içimdeki kara deliğin..?


Kadın yine gitti,
çocuk yine kaldı ardından..
Kadın yine yazamadı,
uyumadı,
yine çok ağladı....


17 Ağustos 2009 Pazartesi

Derdime derm@n...

Herkeslere merhaba;
nasıl yoğun bir hafta/haftasonu yaşadım inanamazsınız.. Geçen hafta saat 9' lara kadar işyerindeydim. İzinli olan arkadaşların işlerini devralınca inanılmaz bir tempo içinde buluverdim kendimi. Ama ne tempo!
İşten geç çıktığım için BaLLıma da çok sık gidemedim tabii ki, ee haftasonu da etkinlikte görevli olduğum için birlikte vakit de geçiremedik. Onsuz, kabus gibi bir hafta/haftasonu bitti çok şükür. Canım kocamın desteği ve yardımı hiç eksilmedi üzerimden, ben yokken BaLLıma hissettirmemek için sürekli yanında olmaya çalıştı. BaLLım da "baba"sını görünce çok sevindiği için pek fazla huzursuzluk çekmedi. Gözünde bir alerji peydah oldu neden olduğunu anlayamadığım... bugün annem doktora götürecek. Sanırım bu aralar kumda fazla oynadığı için alerji oldu sol gözünde ama sevimliliğinden birşey kaybettirmedi gözündeki kırmızılık :)
Cumartesi günü Yıldız Parkı kaçamağı yaptık ailece, nasıl sevindi ördekleri, havuzları ve kaplumbağaları görünce.. Çocuk milleti oksijeni, yeşili doğayı ve hayvanları görmeden edemiyor bir kez daha anladım. Keşke yaşadığımız her yer çocuklara göre şekillendirilmiş olsaydı, ne kadar keyifli bir yaşam sürerdik hep birlikte!


Cumartesi günü olmasına rağmen boş denecek kadardı Yıldız Parkı...

BaLLım çok sev di havuzdaki fıskiyeleri :)

Anneyle poz vermeden olmaz... Ama onun derdi poz vemek değil soda şişesine ulaşmak :)

Babayla pipet savaşı yapılıyor.. Herşeye el atmak zorunda çünkü küçük surat :)

Bugün dergiye başlamak ve hatta Cuma gününe kadar bitirmek zorunda olduğumu söylesem bana nasıl moral verirsiniz diye merak ediyorum. O kadar hızlı ve yorucu bir haftaya başlıyorum ki buradan desteğinize çok ihtiyacım olacak. Zira siz benim görünmeyen kahramanlarımsınız :) herşeyimi paylaştığım, görünmeyen dostlarım...

Hadi gayret, hep birlikte bitirelim şu dergiyi.... Desteğinize ihtiyacım var :/



11 Ağustos 2009 Salı

CAN'caazıma...





Sevgilim,
uzun zaman oldu erteledim, öteledim göremedim seni ne kadar ihmal ettiğimi... Aslında ne kadar uzaklaştığımızı yavaş yavaş ve ne kadar gösteremediğimi sana olan devasa sevgimi.

BaLLımız doğdu ve aydınlandı bize ait gökyüzü... Dallarımız daha da çiçeklendi, coşarak çağladı yüreğimizin şelalesi... Biliyorum tam da istenen zamanda, arzu ettiğimiz herşeye ulaşmanın mutluluğu vardı her zaman kalbimizde. Ne olduğunu bilmeyen iki deliye döndük yaşamadığımız roller biçilince kendimize. Aile olmak için, anne/baba olabilmek için dağlar ardındaki kuşun kanadında elmas aramaya çıktık ayrı yollardan. Dünkü çocuktuk halbuki, yetişkin olmaya özendik, kocaman kocaman davranışlar kapmaya çalıştık yakınlarımızdan. Olmayan akıllarını almaya çalıştık tanıdıkların, renkler katmaya çalıştık tablomuza aklımız sıra, 10 elle sarıldık işimize daha çok para kazanabilmek adına...

Zamanı nasıl kaçırdık, bize aitlerimizden ne zaman bu kadar uzaklaştık?

Hayatın bizi az kalsın yutmasına nasıl da müsaade ettik?

Canım aşkım,
o güvercin gözlerine bakarak, senin için çırpınan kalbimi avuçlarına bırakmayalı ne kadar oldu söylesene?
Ne zaman soğudu avucumdaki parmaklarının sıcaklığı?
Arkamı dönüp hemen döneceğimi söylediğim zamanın ardından ne kadar geçti?
Ne kadar süredir sesleniyorsun boşluktaki karanlığıma?
Ellerini kısacık saçlarımın arasında dolaştırmayalı kaç ay oldu?

"Yaşam içine alır yaşayanı" demişti diğerleri... Diğerleri gibi olmamaktı çabamız halbuki!
Olmadık da... Olamayız korkma sen...
Bir rehavettir çöktü üzerimize, akışına bıraktık diyelim bir süre..
Yoksa bilmez miyim bu nasıl deli bir sevdadır ki asır geçse asla eksilmeyecek? Bilmez miyim bir gülüşünle nasıl koku verir bahçemdeki fesleğenler? Yağmur kokan bir sabaha birlikte varmak için gireceğin mücadeleyi tahmin etmez miyim hiç?


Bakma sen, herşeyi anladığını her yere yetişebileceleceğini düşünen ama sürekli yanılan bu deli kadına...
Alınma kaçırdığı her çırpınışına...
Artık sevmediğini getirme aklına...
Her geçen saniye, her an seni yaşayan ama anlatmayı bir türlü başaramayan karıcığın şimdilerde telaşta... Anlatmak için çırpınmakta...
O sussun, sen anla...

10 Ağustos 2009 Pazartesi

BaLLı kayMakLı



Harika bir haftasonu geçirmenin verdiği rahatlık ve pozitiflik sayesinde güne/haftaya bomba gibi başladım. E tabi baLLımın payı büyük bu işte :) yazlıkta geçirdiğimiz süper zamanlar hepimize çok iyi geldi...
Zaptedilmez bir hızla büyüyen baLLımın fotolarını paylaşmaktan onur duyarım ....
O kadar yoruldu, o kadar oynadı ki, köpeciğiyle uyuyakaldı salıncağında biricikim :)

anneannemizin evde kaynattığı mısırları hepimizden önce yemek için resmen yarıştı hepimizle :)


sevimlilik gene diz boyu tabii...

Çok zor ayrıldım haftasonu, çokkkk..... :( bıktım bu bırakıp gitmelerden (her çalışan anne gibi)
NoT: ayrılık çilesinden gene saç rengimi değiştirdim :) sapsarı saçlar artık zifir siyah.... :)))
(foto çekersem eklerim, zira yorumları merak ediyorum :))



7 Ağustos 2009 Cuma

"SUS"mak/ "DİNLE"(n)mek

Uzun zamandır bu kadar şaşırdığımı, sabahlara kadar kendimi sorguladığımı hatırlamıyorum. Herşeyi doğru yapmaya çalışmakla, insanlara göre davranmak arasında dağlar kadar fark olduğunu sanki yeni öğrendim. Şimdiye kadar dürüstçe davranmak gerekirse insanlardan kopmamak için ya da beni daha çok sevsinler için yaptığım bir sürü şeyin aslında hiçbir anlamı olmadığını bir kere daha anladım (Anlattılar). Bildiği halde bunu insan kendine niye yapar? İşte bu sorunun cevabını veremeyecek kadar yorgunum...
Üzüntü yaşıyorum, acaip bir iç sızısı bu.... Vicdan azabı belki de!
Kime göre iyi bir insan olmak? diye geçiriyorum aklımdan, hep de geçirdim...
Şimdi cevap veriyorum; kendine göre iyi bir insan olabilmekmiş önemli olan.. Kimseyi memnun etmek, kimseye iyi görünmek, kimseye kendini sevdirmek zorunda değil ki insan... Kendini sevdikçe ve bütün sorunlarını, anlatmak kendi kendine çözerse gerçekten "insan" mış, insan yerine konarmış.
Oğluma öğreteceğim bir dersim daha var artık elimde... Üstelik benim öğrendiğim çok yeni bir ders; "kendi hikayeni yaşa ve mümkünse kimseyle sırlarını paylaşma (safça).... Rahatladım sanarken öyle bir boşluğa düşüverir, öyle bir pişman olursun ki yaptıklarından, artık geri dönmek imkansız hale gelir.... Kendini törpülemek ve esnetmek için elinden geleni yap, insanları dinle... Asileşme(!)




Sus
ve dinle... Sadece DİNLE......
sakın anlatma........
kendinden birşey katma.......
İnsanlar alışık değil anlatmalara...........



Haftasonu heyecanı yaşamak için oldukça yorgunum.. neredeyse hiç uyumadan geçirdiğim gecenin acısını çıkarmak için ne yapmalıyım bilmiyorum. Bildiğim tek şey, BaLLımı görüp kendimi şarj etmeliyim......
Bekle küçüğüm, annen kırıklarını toparlayıp hemen gelecek...



5 Ağustos 2009 Çarşamba

"DİDİT Tİİİİ"


BaLLıma gidiyorum bugün, 2 gündür görüşmüyoruz inanır mısınız? E tabi, kazadan sonra arabayı servise verince yaya kaldık (arabayla doğduk ya anamızdan, töbe töbe) yani yazlıkla ev arasında saçma bir yol enerjisi harcamamak için Pazartesi ve Salı gidemedik bitaneciğimin yanına :( kabus gibi bir haftasonunda, azı dişlerinin bizi ailece yıprattığı bir zamanda bıraktım Rüzgar'ımı anneme (Pazar günü)
Bugün kavuşuyoruz çok şükür.... Pazartesi Salı ne demeye erken yatıp da dinlenmedin diye sormanızı isterim can-ı gönülden, zira kendimi bir türlü anlayamıyorum bu konuda. Biraz dinlenmeye can attığım bir durum olsa, asla değerlendirememek başarım yüzünden ödül alabilirim. Şuan iş yerindeyim, dergimle ilgili yapmam gerekn bir sürü iş, yazmam gereken sepet dolusu yazı var... Gel gör ki, şu iki kirpiğim bugünkü kadar aşık olmamıştı birbirine; açılmamak için bu kadar zorlamamıştı gözkapaklarım... BaLLımı düşündükçe enerji topluyorum ayak altlarımdan, saç uçlarımdan :)
O kadar büyüdü o kadar değişti ki davranışları... zaman kaçar kaçar atladı haftaları hiç bilemedim. Öyle tarihi eser gibi izlerken nasıl fark edemedim böylesine geliştiğini? Az önce birden bir farkındalık geldi (?) neden bilmiyorum BaLLımın ne kadar büyüdüğünü bir anda anladım sanki. Daha dün bıraktığın yerde sadece garip sesler çıkaran, pırt yapamadığı için sabahlara kadar ağlayan hamur suratlı küçücük bir yaratıktı...
Şimdi "aNNi" diyebiliyor mesela, "babaaa" diye sesleniyor babası odadan çıkınca, çiçek deyince havayı koklamaya başlıyor, "tıss" yaparak boynuna parfüm şişeleri sürüyor, vantilatör taklidi yapabiliyor ve elinden tutup bezdirinceye kadar gezdiriyor evin içinde, duyduğu her sesi (aynısı olmasa da) taklid edebiliyor, bisiklete binip kornasıyla komşulara yaka silktiriyor, pipisinin yerini bulup soranlara ağız dolusu gülerek gösteriyor, öpücük isteyenlere avucunun içini öperek öpücük yollayabiliyor, yeni gelenlerle toklaşıp merhaba, gidenlere el sallayarak güle güle yapıyor, "nasıl banyo yaptın?" diye sorulunca saçlarını karıştırmaya başlıyor, bütün uzuvlarının yerini gösterebiliyor, bebek taklidi yapıp (bir yetişkin oldu ya!) hepimizi gülmekten kırıp geçiriyor, kendi kendine oyuncak sepetini devirip seçerek oynayabiliyor, bir kere gösterdiğin herşeyi başarıyla gerçekleştirebiliyor veee en önemlisi;
eline geçirdiği herşeyi kafasının üstüne koyarak "DİDİT Tİİİİİİ" (simitçiiiiiiii) diye bağıra bağıra evin içinde geziniyor :))))

Benim oğlum galiba büyük bir hızla BÜYÜYOR.... Ve bu beni keyiften deliye döndürüyor.

4 Ağustos 2009 Salı

CSRT

Küçücük bir çocukken annenden habersiz yaptığın planlar için ihtiyacın vardı ona, okulda kopya çekerken, fıstık gibi bir çocuğa/kıza laf atarken, babana suçunu itiraf ederken belki, iri yarı bir arkadaşına hatasını söylerken ya da doğurmaya karar verdiğin anda onunla doldurursun içini.... yaşantının orta yerinde herkese göre değişen bu kavram, çocukluktan öğretilmeye çalışılır ve durdurulması imkansız bir yola çıkarır mutlaka hepimizi.... cesaret ne midir?

meSela;
sevgiliyi öpmektir durup dururken sokak ortasında,
uyuya kalmayı göze almaktır seminerin en başında,
patrona posta koymaktır çalışanların arasında,
şimşek çakarken top oynamaktır ağaçlar arasında,
ölümü göze alarak yaptığın bir tırmanıştır kışın en ayazında,
Taksim'e gitmektir yılbaşında kız başına :),
evde hayvan beslemektir ölümünü görme pahasına,
bütün parayı kumara yatırmaktır, rus ruleti oynamaktır ustalarla,
bir askerin nöbette uyumasıdır mesela,
donla gezmektir sokaklarda,
bir iddia uğruna denize atlamaktır kışın ortasında,

avaz avaz ağlamaktır cesaret,
aşık olmaktır...
sevmektir belki sevimeyeceğini bile bile...
terk etmektir nedensizce...

yaşamaktır anlayacağın, yaşanacakları göze almaktır...
direnebilmektir yalana,
yarı yolda bırakanlara,
hayata...........
Yaşamaktır işte, sadece yaşamak bana kalırsa.....

NOT: beni MİM'leyen MOMOL'uma gülümseyerek....


3 Ağustos 2009 Pazartesi

Başlık/Sız(ı)m)





Hakkaten insan neyi düşünürse o mu olur? (Secret gibi) yoksa bir başladı mı olumsuzluklar çorap söküğü gibi gider mi? Ben burada payıma düşeni öğrenmek istiyorum doğrusu! yani ben mi çağırıyorum bu zehir zemberek olayların tamamını bilinçsizce? Bilmeden sevdiklerimin canını yakan olaylara sebebiyet veriyor olabilir mi bu şaşkın beynim?

Hani korku filmlerinde olur ya... Mağdur (yani ben) sürekli öldürüleceğini düşünerek durmadan koşar, hem de bilmediği karanlık ve puslu bir ormana doğru : ) o saatten sonra hiçbir kaçan;"-aaaa, noluyor yahu? ne olacaksa olacak. Durup bir plan yapayım, kendimi koruyayım." demez...
Duramadım arkadaş, duramadım bir türlü.. Nasıl bir koşmaksa bu artık bilinmeze doğu.

Bir dur kadın, dur bakalım neyle karşılaşacaksın. Belki hiçbirşey değil seni takip ettiğini düşündüğün şey, belki geriye dönüp bakabildiğinde bitecek bütün bu karanlık. Hem en kötü ne olabilir sen bu kadar herşeye hazırken ve seni korkutacak hiçbirşey kalmamışken bu hayatta?
Yırt şu muşambaları üzerinden, baksana gökyüzüne koruyucu meleğin bile seni terk etmek üzere bu korkaklıkların yüzünden. Etrafındaki insanlar bile bu hastalıklı zamana kaptırdı kendini senin sayende ve olabilecek zamanı kaçırmaktan oluştu yüzündeki bütün çizgiler...
İçimin gülen yüzü RüzgaR'ım hastalandı haftasonu, azı dişleri de iyiden iyiye zorlar oldu o minicik damaklarını. Ben deli tavuk gibi çırpınıp endişelenmekten başka ne mi yapabildim? bilmiyorum.
Hatırlamıyorum uzun zamandır beş dakika öncesini. Nasıl oldu da bu hale geldim ve en son nerde bıraktım içimin dizginlerini? Bu doludizgin atın ayakları nerede kırıldı fark edemedim..!
Ruhumun hiçbiryerlere koyamadığı dünyanın en değerli ziynetlerini parlatmayı ne zaman bıraktım? Kaşıkçı elması kadar bulunmaz sandığım umutları uçurumdan düşüreli ne kadar oldu?

Acelem var dostlar, çok acelem var....
İyi bir dost, harika bir eş, mükemmel bir anne olmak için fırına gidip ekmek yemem lazım biraz daha... Eski bed@rdemi bulmak için geri dönmem lazım bu puslu orman yolundan... Silkelenip tozlarımı havaya karıştırmayı hayalleniyorum, geri dönüp "korkmuyorum olacaklardan"demeyi umuyorum. El yordamıyla bulduğum inancımı da yanıma alarak emin adımlarla yürüyorum bu defa aydınlığa.. Ne olacaksa olacak, hazırım olacaklara.........

Bana eşlik ettiğinizi biliyor, hepinizi heybemde taşıyorum...
TeŞekküRler... Hepinize....


Bu gadget'ta bir hata oluştu

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails