1 Nisan 2010 Perşembe

BüyüKada KaçaĞı :)

Aslında ne zor oldu karar vermek... Vicdanla ihtiyaç arasında sıkışıp kalmak ne çok yordu beni (bilenler bilir)...
Karar verdiğimde içimde anlaşılmaz bir tedirginlik vardı hala içimi kemiren ama ittirip bir kenara herşeyi göze aldım işte... Sevdiğim bir arkadaşım da bana eşlik edeceğini söylediğinde "Allaaaaaaah" dedim, tutmayın beni..
Cuma 19. 50 vapuruna bindik Kabataş'tan. Beni görmen lazım; ilk defa deniz görmüş, ilk defa bir deniz taşıtına binecek der gülersin. Hava nasıl soğuk... İçeri oturduk haliyle ama cam kenarı olsun istedik, nerdeeeeeee? herkes öyle bir hücum etti ki birden bire ben apışıp kalmışım ayakta, arkadaşım kendine yer buldu bir cam kenarında (gerçi ben o kadarına bile razıydım) iliştim yanına. Bu arada ortalarda gezinen dünya sevimlisi bir çocuk BaLLım tadında...
Hah dedim kendi kendime, "dakka 1 gol 1"
ben vicdan yapmamak adına içimdeki canavarı hapsetmişken gözümün önünde bana el sallayan dünya sevimlisi çocuk da ne demek oluyordu şimdi?
Bir müddet görmezden gelmeye çalıştıysam da, anne yanım onunla oynarken buldu kendini...
Karşımızda tuhaf bir kadın, karşı çaprazımızda çocukları çığlık çığlığa milleti rahatsız ederken kılını bile kımıldatmayan İranlı bir aile, en köşede yaşlı ama belli ki İstanbul beyefendisi bir amca...
Hep birlikte 1 saat 15 dakika sürecek bir yolculuğun birbirini tanımayan yolcularıydık...
Sanki 1 saat daha gitsek hepimiz birbirimizi tanıyacaktık...
Saçma sapan bir sürü şeye güldük arkadaşımla... Ama tahmin bile edemezsin gülme isteğimin yoğunluğuna.
"tamam" dedim... Güzel başladı güzel devam eder artık...
İndiğimizde hava kararmıştı çoktan, genzimizi yakan keskin bir gübre kokusuyla irkildik.. (e her taraf fayton, her taraf at) Otelimizi aramaya koyulduk, zira hiçbir yer bilmiyoruz.
Otelin önünde oteli sorduk inanır mısın? :))
Küçücük, tertemiz, sessiz sakin bir otel (diğer yazıda linkini vermiştim) Odamıza yerleştik güzelce... Baktım hala iyiyim :) biraz dnlendikten sonra dooooğru sahil kenarı restorantlarından birine...
Oturduğumda nerde olduğumu hala anlamadığımı farkettim...
Rüya ile gerçek arası, uyur/uyanık bir halet-i ruhiye içersinde etrafıma baktığımda farkettim denize sıfır, harika bir manzaraya karşı yemek yediğimi...
Sonrası sohbet/muhabbet... Gülmek/ağlamak... Konuşmak/susmak arası gidip gelmeler...
Sabah uyandığımızda içimde çoktandır rastlamadığım bir huzurla karşılaştım. Selamladım buyur ettim içeri. Geldi ve bir daha terketmedi beni :) şükürler olsun....
Belli ki o gün gezilecekti karış karış bütün Büyükada...
Faytona binilecekti, kitap okunacak, biraz güzellik uykusuna yatılacak ve belki hiçbir şey düşünülmeyecekti...
Faytonda aldık soluğu,
aman ALLAHım.. O ne güzellikti öyle... Nasıl bir cennetti ki, henüz zarar veren insanlar keşfedememişti. O muhteşem evlerde kimler kalıyordu? Nasıl ve ne zaman sahip olmuşlardı böylesine muazzam değerli evlere? Onlar evdiyse bizim yaşadığımız yerlerin adı neydi?
Gün battıkça hava daha da soğudu, soğudukça daha da güzelleşti evler, sokaklar ve fayton turu.. (halimizi görmen lazımdı, pantolon paçaları çorabın içine sokulmuş, kapişonlar kafaya geçirilmiş, burun düşmek üzere kızarmış, görülen dehşet manzara karşısında diller uzamış, tam bir perişanlık) :)) otelin önünde indik, üşümüş, acıkmış, şaşkın...
Birer sandivicin ardından, erken yatılan uykunun muhteşem hazzı...
(Fotoğrafları daha sonra yükleyeceğim diyeceğim ama iyice beyaz dizi tadında bir yazı olmasından korkuyorum (: )
Tanınmamış bir sürü insan hikayelerinin arasında, kendi derdini cehennem sanan 2 insandık...
Yalnızlığımızla, huzursuzluğumuz gitsin isteyen, çaresiz olduğunu düşündüğü için yolculukar secen 2 farklı kadın...
Elinde tuttuğu bütün değerleri, biraz dışına çıktığında dibine kadar anlayarak gülümseyen kadınlar...
Dinlendirdiğim ruhumu şarj etmekten mütevellit, eve koşmak arzusuyla tutuşan bir anneydim Pazar gününün sabahında.
Kocam Kabataş iskelesi'nde beni beklediğini söylediğinde hayatımın en uzun yolculuğunu yaptığımı anlamış, aileme sarılmak için herşeyini feda edebilecek birine dönüşüverdim.
Gittim mi? GİTTİM...
İşe yaradı mı? HEM DE NASIL...
Özledim mi? ANLATILMAZ...
Bir daha mı? ZOR :)))
NoT: Kendine ait zamanlar yaratmalı insanlar, sadece kendi ruhuyla konuşma fırsatı oluşturmalı. Yapan biri olarak söylüyorum ki, şuanda farkında olmadığın bir farkındalıkla dönüyor insan.. Fazla sorgulamadan, olması gerektiği gibi....
Sevgiyle....

5 yorum:

Başak BAŞOL dedi ki...

Canım,

Nasıl özendim okurken bir bilsen...Adayıda öyle severim ki ,hele kışın olduğundan bin kat güzel görünür insana...Yazın uzak dur zaten,mahşer yeri gibi...

Bende böyle 1-2 gün kaçmak istiyorum.Ama azıcık uzağa ;Mardin'e :)))

Seni seviyorum...

BeD@rdeM dedi ki...

Başağım, zaten ben sessizlik ümidiyle, bilerek sectim bu zamanları.. Yazın orada olmak istemem doğrusu ;)
Bu arada benim de en çok gitmek istediğim yerler arasında Mardin :) kimbilir belki bir Mardin Kaçamağında da senle buluşuruz :) olamaz mı yani.. ben de seni seviyorum...

Verago dedi ki...

sizin adınıza sevindim.. zevkle okudum gezinizi, çok da güzel anlatmışsınız.. notunuza katılıyorum, "bir daha mı? ZOR" olmasın ama :) inşallah

BeD@rdeM dedi ki...

Sevgili Verago,iltifatın için çok teşekkürler. :) bir daha gerçekten zor artık... ben sıramı savdım ;)

beenmaya dedi ki...

:))))

Bu gadget'ta bir hata oluştu

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails